Benim Amerika’m: Şehir ve RüyaAshley Moore
| |||
|---|---|---|---|
Gençliğimizde Amerikan Rüyası’nı öğrettiler bize. Öğretmenlerimiz, “Amerika, fırsatlar ülkesidir; bu güzel ülkenin meyveleri çalışkanlık ve kararlılıkla kazanılır.” derlerdi. Arka arkaya dizilmiş gözleri parlayan genç Amerikalılar olarak tarih kitaplarının sayfalarındaki iyi bir yaşam sürmek için ülkemize gelmiş insanların resimlerine bakardık. 20. yüzyılın başlarında gemilerle Amerika’ya gelen göçmenler için burası düzenli işte çalışmak, eve ekmek getirmek ve ailelerini geçindirebilmek demekti. Okumaya devam ettikçe, iyi bir yaşamın sırlarını öğrendik: Çok çalıştığınız bir günün sonunda, eve getirdiğiniz ekmek veya bankada para gibi emeğinizin karşılığı olarak gösterebileceğiniz şeyler varsa, rüyanız gerçekleşmiş oluyordu. Tabii işlerin yolunda gitmediği de oluyordu; hem de fazlasıyla. Büyüyüp daha fazla şey öğrendikçe, ders kitaplarımız Amerikan rüyasıyla yaşayan pek çok kişinin başına dert açan güçlükleri de gösterdi. Sıkıntılı zamanların çoğu ekonomik sorunlardan kimisi de etnik kökenlerden kaynaklanıyordu. Ancak hayal kırıklıklarına rağmen, rüya devam ediyordu. Yıllar geçtikçe hız kazanıyor, ısrarlı bir şekilde ülkemizin insanlarını cezbediyordu. Bugün hepimiz kendi Amerikan rüyamızı gerçekleştirme fikriyle sarhoşuz. Okul kitaplarıma bakmayalı birkaç yıl oldu. Tarih derslerinde öğrendiklerimin üstüne düşünmeyeli ise daha çok oldu. Ama geçenlerde o günleri düşündüm biraz; kendi rüyamı gerçekleştirme fikrini aklımdan geçirmeye başladım. New York City’de, yüzlerce yıl önce servet ve iyi bir hayat istedikleri için göçmenlerin kan ve gözyaşı döktüğü mahallelerden birkaç sokak ötede oturuyorum. Hevesli bir yazar olarak kan dökmedim ama ağladığım oldu. Sanırım kendimi bu şehirdeki göçmenlere yakın hissetmemin nedeni bu gözyaşları; çünkü rüyamdan vazgeçemiyorum, dur diyemiyorum, pes edemiyorum. Her gün şehrin merkezine doğru uzun bir sefere çıkıyorum. Şehir karanlık ve biçimsiz; her taraftan sizi ayartacak veya dikkatinizi dağıtacak sesler yükseliyor. Ve daha kış gelmedi bile. Ama günün sonunda, gündüz bir dergi için yazı yazarak, gece de garsonluk yaparak geçen saatlerden sonra, rüya bana, bir gün bu çabaların karşılığı olarak gösterebileceğim bir şeye sahip olacağımı söylemeye devam ediyor. Ama ne, diye soruyorum yorgun benliğime. Annemlerin oturma odası büyüklüğünde, tuvaleti ortak tek göz oda mı? Yoksa içinde bir kalıp peynirin tek başına kuruduğu boş bir buzdolabı mı? Öğretmenlerimizin “Amerika fırsatlar ülkesidir; bu güzel ülkenin meyveleri çalışkanlık ve kararlılıkla kazanılır.” diyen sesleri yankılanır yine kulaklarımda. Bu derste çok güzel bir safiyet var. Çocukken, inanmamamız söyleninceye kadar o şeye inanmayı sürdürüyoruz. Özünde, Amerikan rüyası da çocuksu bir şey değil mi zaten? Yaşımız ilerledikçe, kimi zaman asla iyi bir yaşam süremeyeceğimizden korkarak kendimizi huzursuz hissetsek de, o insafsız rüya varlığını sürdürmeye devam ediyor; henüz durdurulamadı. Asla son model arabalara sahip olamayabilir ya da lüks bir dairede yaşamayabilirim. Kendime karşı dürüst olmalıyım ki hiçbir zaman yazar da olmayabilirim. Ama rüya bana ilham vermeye devam ediyor, o yüzden bir gün kendi Amerikan rüyamı gerçekleştireceğime dair içim rahat. Eboo Patel >>>>
Bu makalede ifade edilen fikirlerin ABD hükümetinin görüş ve politikasını yansıttığı düşünülmemelidir. |
|||