ABD Dış İşleri Bakanlığı - Yayınlar
jump over navigation bar
 
 
  
USINFO > Yayınlar

Değişen ABD Seçmeni

Daniel Gotoff

U.S. Elections 2008

İÇİNDEKİLER
Bu Sayı Hakkında
İnternet Oyun Sahasını Nasıl Değiştiriyor
Yeni Oy Kullanma Teknolojisi: Sorun mu yoksa Çözüm mü?
İlk Kez Oy Kullanmak
Kongre Seçimleri
Değişen ABD Seçmeni
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kadın Seçmenler
Başkanlık Seçimini Haber Yapmak: Basın Otobüsünden Manzaralar
Siyasi Anketler: Neden Onlarsız Yaşayamıyoruz
Yeni Bir Başlangıç
2008 ABD Seçimleri Nasıl Finanse Edilecek
Seçici Kurul Gerçekten Yararlı Oldu mu?
Kaynakça
İnternet Kaynakları
Adobe Acrobat (PDF) dosyasını indir
 

Bu siyasi aktivist Güney Amerika seçmen kaydına para akıtmayı umuyor ve insanları oy kullanmaya teşvik ediyor, Colorado.
Bu siyasi aktivist Güney Amerika seçmen kaydına para akıtmayı umuyor ve insanları oy kullanmaya teşvik ediyor, Colorado.
© AP Images/Ed Andrieski

Yakın zamanda yapılan seçim anketleri, ABD vatandaşlarının 2008 yılı başkanlık seçimlerine hazırlanırken sahip oldukları endişe, inanç ve fikirleri ortaya çıkarmıştır. Seçmenler terörist tehditler karşısında endişe duymakta, iç meselelerde karamsarlığa kapılmakta ve hükümet reformlarına ilgi duymaktadır. Bu bölümde, bir Demokrat anketör, “Kökten değişime genelde sıcak bakmayan ABD seçmeni, şimdi gidişatın değişmemesi konusunda daha endişeli" diyor. Daniel Gotoff Washington D.C.’de bulunan Lake Research Partners’ın bir ortağıdır.

2008 başkanlık seçimi yaklaştıkça, ABD seçmeni kendini benzersiz ve kargaşa dolu bir durumun içinde buluyor. Anketler, ülkenin Amerikalıların büyük çoğunluğunun şimdi karşı çıktığı bir savaşın içinde bulunduğunu gösteriyor. 11 Eylül 2001’den yaklaşık altı yıl sonra, halkın bilincinde hâlâ başka bir terörist saldırının korkusu var. Seçmenlerin çok sayıda iç meselelere genel bakışı giderek yoğunlaşan bir endişeyle kaplanıyor. Seçilen liderlere karşı takınılan alaycı yaklaşımın yerini şimdilerde genel bir hoşnutsuzluk alıyor; bu duygu aynı zamanda, ülkenin şimdilerde karşılaştığı güçlükleri yenebilecek şekilde donatılmış yalnızca ABD hükümeti gibi kudretli bir kurumsal gücün olduğu fikriyle dengeleniyor. Son birkaç yıl içinde yaşanan siyasi dalga değişimi, büyük partilerin hiçbirinin baskın bir çoğunluğa sahip olduğu şeklinde övünemeyecek durumda olmasının altını çiziyor. Dahası, yıllardır ilk kez ne görevli bir başkan ne de başkan yardımcısı ülkedeki en üst düzey yönetim koltuğu için yarışa giriyor.

Bu kargaşa içinde, genelde kökten bir değişim konusunda çekimser davranan ABD seçmeni şimdi statükoyu korumak konusunda daha çok endişe duyuyor. Hali hazırda, anketler Amerikalıların yalnızca yüzde 19’unun ülkenin doğru yöne gittiğini düşündüğünü gösteriyor; bu oran on yıl içindeki en düşük orandır. (Temmuz 1997’de Amerikalıların yüzde 47’si ülkenin doğru yöne gittiği, sadece yüzde 40’ı ise ülkenin yanlış yol izlediği görüşündeydi.) Bugün ise tam tamına yüzde 68 oranında bir grup ülkenin yanlış yola doğru gittiği kanaatinde.

Seçmenlerin giderek yayılan hoşnutsuzluğundan, ABD’de üç önemli mesele konusunda gözle görülür bir değişiklik istemesi sonucu doğmuş bulunmaktadır: Yurtiçinde ve yurt dışında artmış güvenlik, ülke içi ekonomik meselelerde paylaşılan bir refah ve hükümetin hizmet etmeyi amaçladığı halka karşı daha büyük bir hesap verebilirliğinin olması.

Halkın Terör ve Güvenlik Konusundaki Endişesi

Seçmenlerin ruh halinin son birkaç ay içinde ani bir hızla değişmiş olmasına karşın, belirli siyasi gerçeklikler 2008’de gerçekliklerini korumaya devam edecektir. Bunların en çok göze çarpanı belki de 11 Eylül 2001 saldırıları ve bu saldırıların sonrasında yaşananların hâlâ büyük ölçüde hayatımızı ve siyasetimizi belirlemesidir. Seçmenlerin içten içe duydukları bu endişe, 11 Eylül’den bu yana yapılan üç federal seçimin her birinin temelde güvenlik meseleleri üzerine yoğunlaştığını göstermektedir.

Son iki seçimin çıkan anketlerine baktığımızda, terör konusundaki endişelerin büyük ölçüde arttığını görüyoruz. 2004 yılında, seçmenlerin yüzde 19'u en önemli mesele başlığı altına terör yazmıştır (bu başlık altına ekonomi yazan yüzde 20’lik gruptan sonra ikincidir). Benzer şekilde, 2006 yılında Amerikalı seçmenlerin yüzde 72’si terörün oy kullanma kararlarını almalarında önemli bir mesele olduğunu belirtmiştir. Eylül 2006 kadar yakın bir zamanda, ABC haberleri son kez aynı soruyu sorduğunda, Amerikalıların yaklaşık üç çeyreği (yüzde 74), Amerika Birleşik Devletleri’nde daha ciddi terörist saldırıların olacağına dair endişelerinin olduğunu belirtmiştir; bu grubun yüzde 29’u bu konuda son derece endişeli olduğunu söylemiştir. Bu korkuların yoğunluğu 11 Eylül’den sonraki yıllarda bir nebze hafiflese de, konuyla ilgili genel endişe seviyesi çok az değişmiştir. Ekim 2001’de, saldırılardan bir ay kadar sonra, Amerikalıların yüzde 81’i ABD toprağına başka terörist saldırıların olması konusunda endişeliydi (yüzde 41 oranında bir grup çok endişeli olduğunu belirtmiştir).

Başkan Bush, Florida’daki Tampa limanında dünya çapında teröre karşı açılan savaşla ilgili konuşuyor, Şubat 2006.
Başkan Bush, Florida’daki Tampa limanında dünya çapında teröre karşı açılan savaşla ilgili konuşuyor, Şubat 2006.
© AP Images/Mike Carlson

Irak’ın işgalinden ve halkın savaşa olan itirazının artmasından itibaren, güvenlik ve terör boyutları daha karmaşık ve siyasi açıdan anlaşılması zor hale gelmiştir. Ekim 2002’de, Amerikalılar Cumhuriyetçilerin terör meselesini 23 puanlık bir marjla Demokratlardan daha iyi kotardıklarını görmüştür: Sonuç yüzde 47’ye karşı yüzde 24’tür. Ne var ki, Ekim 2006 itibarıyla bu kilit meseledeki temel önemli ölçüde değişmiş, halk Demokratları (yüzde 44) Cumhuriyetçilere (yüzde 37) tercih etmiştir.

2008 yılında, ABD seçmeni oyunu Amerika’nın dünyadaki yerini güvenle koruyabileceğine en çok güvendiği adaya verecektir.

İçişleri Konusunda Artan Karamsarlık

Irak ve terör genellikle manşetleri kendilerine ayırsalar da, seçmenlerin içişleri konusundaki endişeleri eşit derecede büyüktür. Hatta 2006 çıkış anketleri, halkın ekonomi konusundaki endişelerinin ulusal güvenlik, Irak ve etik konulardaki endişeleriyle eşit olduğunu göstermiştir. Kongre seçimlerinde kime oy vereceklerini belirleyen çeşitli meselelerin önemi sorulduğunda, Amerikalıların yüzde 82’si ekonominin ya son derece önemli (yüzde 39) ya da çok önemli (yüzde 43) olduğunu belirtmiştir. Kıyaslama yaptığımızda, halkın yüzde 74’ü yozlaşma ve etik meselelerinin (yüzde 41 “son derece” önemli demiştir) önemli olduğunu belirtmiş, yüzde 67’si Irak’ın en önemli mesele olduğunu söylemiş (yüzde 35’i “son derece” önemli demiştir), yüzde 72’si ise terörün önemli olduğu görüşünde olduklarını belirtmiştir (yüzde 39’u “son derece” önemli demiştir).

2006 seçiminden bu yana, seçmenlerin ekonomi konusundaki endişeleri daha da artmıştır. Amerikan halkının üçte ikisi (yüze 66) ülkedeki ekonomik koşulları yalnızca vasat (yüzde 43) ya da kötü (yüzde 23) olarak değerlendiriyor. Yalnızca yüzde 5’i ekonomiyi mükemmel olarak, yüzde 29’u ise iyi olarak nitelendiriyor. Hatta Amerika halkının yüzde 55’i oluşturan büyük çoğunluğu ulusal ekonominin giderek kötüye gittiğini düşünüyor. Yüzde 28’i oluşturan başka bir grup ekonominin aynı olduğu (çok da olumlu bir tespit sayılmaz), yüzde 16’yı oluşturan bir grup ise ekonominin iyileştiği kanaatinde.

Amerikan halkının ekonomik endişeleri zaman içinde değişmiştir. Geliri yüksek, sabit işler hâlâ merkezdeki yerini alıyor; ancak ABD çalışanlarının yükselen yaşam maliyetlerini karşılamakta güçlük çektikleri bir ortamda, sağlık hizmetlerine para yetiştirebilme meselesi şimdilerde seçmenlerin en büyük ekonomik kaygısını oluşturuyor. Kendilerine en çok endişe duydukları ekonomik mesele sorulduğunda, seçmenlerin yüzde 29’u oluşturan çoğunluğu sağlık hizmetleri maliyetini seçmiştir; bu oran yüksek vergileri (yüzde 24), güvenli bir emekliliği (yüzde 16), işini kaybetmeyi (yüzde 11) veya çocuk bakımı ve eğitimi giderlerini (yüzde 10) seçenlerin oranından yüksektir. Ekonomik açıdan elverişli sağlık hizmetlerini Amerikan Rüyası’nın ayakta tutan en önemli unsurlardan biri sayan Amerikalılar şimdilerde giderek yükselen sağlık hizmeti harcamalarını ailelerinin orta sınıftaki yerlerini korumalarına ve rüyalarını gerçekleştirmelerine yönelik bir tehdit olarak görüyorlar. Seçmenler ayrıca sağlık hizmeti maliyetlerinin kişinin kendi işini kurmasının önünde büyük bir engel olarak görüyor; bu ise yüzde 48 oranında bir kitlenin kendi işini kurmak istediği girişimci bir toplumda önemli bir bulgudur.

Ayrıca, küreselleşme ABD çalışanlarını diğer ülkelerdeki temel haklarını koruyamayan düşük maaşlı çalışanlara karşı rekabet etmeye ittiğinden, seçmenler artık küreselleşmenin yararlarından da şüphe etmeye başlamıştır. Amerikan halkının tam olarak yüzde 65’i, ABD çalışanlarına en çok zarar veren durumun ABD ve diğer ülkeler arasında artan ticaret olduğu görüşündedir. Son on yıldan bu yana tutumdaki değişikliğin altını çizmek gerekirse, yüzde 56 oranında bir çoğunluk artan ticaretin ABD şirketlerine yardımcı olduğunu düşünürken, Amerikan halkının yarısı (yüzde 50) artık artan ticaretin ABD şirketlerine en çok zarar veren şey olduğunu düşünmektedir.

Daha da önemlisi, halk arasında orta sınıfın artık ulusal refahı paylaşamayacağına, yerini kaybedeceğine ve birkaç elit kesimin devasa kârlardan yararlanacağına dair giderek artan bir düşünce vardır. Seçimden sonra seçmenlerle yapılan anketler, seçmenlerin 21. yüzyılda Amerikan Rüyası’na olan inançlarını kaybetmeye başladıklarını göstermektedir. Seçmenlerin yarısı ancak geçinecek kadar para kazandıklarını, yüzde 17’si ise durumlarının giderek kötüleştiğini belirtmiştir. Seçmenlerin üçte birden az kısmı (yüzde 31) ise mali açıdan durumlarının iyiye gittiğini belirtmiştir. Amerikan halkının çocuklarının geleceği konusunda büyük ölçüde endişeye kapılmaları ise daha korkutucudur. Yüzde 40’ı oluşturan bir çoğunluk gelecek nesil Amerikan halkının hayatının bugünkünden daha kötü, yüzde 28’i her şeyin aynı ve yalnızca yüzde 30’u gelecek nesil Amerikan halkının hayatının bugünkünden iyi olacağını düşünmektedir. 2008 yılında, Amerikalı seçmenler oylarını Amerikan Rüyası vaadini yerine getireceğine, yani çalışanlara çocuklarına daha iyi fırsatlar sunmalarını sağlayacak paylaşılan ekonomik refahı ve fırsatı sunacağına en çok inandıkları adaya vereceklerdir.

Duayenleri oy kullanmaya çağıran butonlar Tennessee’deki Vietnam Duayenleri Amerika liderliği konferansında sergileniyor.
Duayenleri oy kullanmaya çağıran butonlar Tennessee’deki Vietnam Duayenleri Amerika liderliği konferansında sergileniyor.
© AP Images/Mark Humphrey

Değişiklik ve Hesap Verebilirlik Konusunda Giderek Artan İstek

Hem yurtdışı hem de yurtiçi meselelerde toplumun çığ gibi büyüyen endişesi, ABD hükümetinde köklü bir reform yapılmasına ilişkin arzuyu kamçılıyor. 2006 seçimi çoğu yönden halkın daha fazla hesap verilebilirlik için ettiği feryatları anlatmaktadır. Seçmenlerin üç çeyreği, önemli derecede bir yoğunlukla, Kongre seçimlerinde oylarını kimin için kullanacaklarına karar vermelerindeki en önemli etkenin yozlaşma ve etik meseleleri olduğunu belirtmiştir (yüzde 41 “son derece önemli” demiştir).

Irak savaşı hali hazırdaki başkanın düşük iş onayı oranlarını açıklasa da, muhalefet partisi tarafından denetlenen yeni Kongre’ye seçmenler tarafından çok fazla saygı duyulmamasını açıklamamaktadır. Başkan Bush’un iş onaylama oranı yalnızca yüzde 31 iken, Kongre’nin iş onaylama oranın yüzde 21 olması daha da kritiktir. Kısacası, halk değişiklik istemekte ve seçilen bütün liderleri bu değişikliği etkilemek konusunda hesap vermeye çağırmaktadır. Amerikan halkının yüzde 56 oranında bir çoğunluğu artık “federal hükümetinin bir dönüşüm geçirmesi, yani büyük ve köklü değişikliklere uğraması gerektiği” konusunda hemfikirdir. Yalnızca yüzde 34 oranında bir grup “federal hükümetin küçük değişiklikler yapması; ancak dönüşüme uğramaması gerektiği” görüşünü savunurken, yüzde 3’lük bir grup “federal hükümetin herhangi bir değişikliğe uğramasına gerek olmadığını" düşünmektedir.

Hükümete olan güvenin azalmasına rağmen, Amerika halkının yarıdan fazlası kuruma ülkenin karşılaştığı zorlukları ele alma konusunda daha fazla görev verilmesi gerektiğini düşünmektedir. Yüzde elli iki oranında bir grup “hükümetin sorunları çözmek ve insanların ihtiyaçlarına karşılık vermek için daha fazlasını yapması” gerektiğini düşünürken, yüzde 40 oranında bir grup “hükümetin zaten bir yığın işle uğraştığını, bu tür meselelerin işletme ve bireylere bırakılmasının daha iyi olacağını” belirtmektedir. Bu rakamların yaklaşık on yıl önce kaydedilen görüşlerin nerdeyse tam tersi olduğunu önemle belirtirim (on yıl önce yüzde 41 oranında bir grup “hükümet daha çok şey yapmalı” derken, yüzde 51 oranında bir grup “hükümet zaten bir yığın işle uğraşıyor” demiştir).

Sonuç olarak, ABD seçmeni değişmekte; giderek daha şüpheci, daha endişeli ve daha az güvensiz olmaktadır. Aynı zamanda, ABD seçmeni gelecek konusunda ihtiyatlı bir biçimde umutlu olmaya devam etmektedir. Seçmenler, ABD’nin 21. yüzyılda karşılaştığı sorunları tespit etme ve çözme yeteneğine sahip olduğunu göstermiş ve böylece ABD’nin dünyadaki yerini koruyabilecek bir lider aramaktadır. Tecrübeli, istikrarlı bir el, şimdilerde Amerikan halkının büyük çoğunluğunun istediği değişikliği temsil eden bir lider için duyulan büyük istektir. Liderliğin bu görünüşte birbirine zıt boyutlarını kendinde inandırıcı bir şekilde birleştirebilen ve bunlara hem ABD vatandaşlarının hem de bütün dünyanın gözü önünde ulusu değiştirebilme yeteneğine sahip olduğunu gösteren aday, 2008 yılında başkanlık seçimini kazanacak olan adaydır.

U.S. Elections 2008

Bu makalede ifade edilen fikirlerin ABD hükümetinin görüş ve politikasını yansıttığı düşünülmemelidir.

 
Back to Top


Bu site ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Bilgilendirme Dairesi tarafından oluşturulmuş ve güncellenmektedir.
Diğer internet sitelerine olan bağlantılar, orada belirtilen düşüncelerin tasvip edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır.