ABD Dış İşleri Bakanlığı - Yayınlar
jump over navigation bar
 
 
  
USINFO > Yayınlar

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kadın Seçmenler

Kellyanne Conway

The Long Campaign: U.S. Elections 2008

İÇİNDEKİLER
Bu Sayı Hakkında
İnternet Oyun Sahasını Nasıl Değiştiriyor
Yeni Oy Kullanma Teknolojisi: Sorun mu yoksa Çözüm mü?
İlk Kez Oy Kullanmak
Kongre Seçimleri
Değişen ABD Seçmeni
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kadın Seçmenler
Başkanlık Seçimini Haber Yapmak: Basın Otobüsünden Manzaralar
Siyasi Anketler: Neden Onlarsız Yaşayamıyoruz
Yeni Bir Başlangıç
2008 ABD Seçimleri Nasıl Finanse Edilecek
Seçici Kurul Gerçekten Yararlı Oldu mu?
Kaynakça
İnternet Kaynakları
Adobe Acrobat (PDF) dosyasını indir
 

Yazar Kellyanne Conway tarafından 2005 yılında kaleme alınan 'What Women Really Want (Kadınlar Gerçekten Ne İstiyor)' adlı kitabın kapağı.
Yazar Kellyanne Conway tarafından 2005 yılında kaleme alınan What Women Really Want (Kadınlar Gerçekten Ne İstiyor) adlı kitabın kapağı.
Kapak tasarımı: Eric FuentecillaJacket fotoğraf © Stockbyte/Getty Images

ABD seçmenlerinin yarıdan fazlasını oluşturan kadınlar, 40 yılı aşkın süredir seçim sonuçları üstünde etkili olmaktadır. Bir Cumhuriyetçi anketör, kadınlar arasındaki oy kullanma biçimini incelemekte, onlarla kendileri için önemli olan meseleleri tartışmakta ve 2008 yılında göreceğimiz farklı kategorilerdeki kadın seçmenlerin tanımını yapmaktadır. Kellyanne Conway, Washington D.C.’de bulunan ™inc. adlı bir anket şirketinin başkanı ve genel yayın yönetmenidir. womanTrend şirketin bir bölümüdür.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan ortalama bir kadın, her sabah gözlerini sayısız sorumluluk, merak ve endişeyle açar; görünüşte bunların hiçbiri siyasi nitelikli değildir; ancak hepsi de siyaset ve hükümet faaliyetlerinden etkilenmektedir. Bu meselelerin içinde şunlar bulunabilir: Çocuğum okulda dersini öğreniyor mu? Falanca komşum güvende mi? İşimi değiştirirsem sağlık sigortamdan olur muyum? Sosyal Güvenlik geliri anne-babamın evlerini ellerinde tutup birikimlerinden harcamamalarına yeter mi?

Geçmişe Bakış: Tarihi Bakış Açısı

1964 yılından itibaren, kadınların büyük bir çoğunluğu bilinçli seçmenleri oluşturmaktadır; ancak Tablo 1’de görüldüğü gibi, gerçekten oy kullanan bilinçli kadınların yüzdesi, nitelikli erkeklerin kullandığı oy yüzdesini ancak 1980 yılında geçmiştir. Bu ülkede yalnızca bir kısım kadının seçim bürosunda olmaya çalıştığını veya olduğunu (ve asla bir kadın başkan seçilmediğini) düşünen “saymanların” bütün endişelerine rağmen, kadın seçmenler seksen yılı aşkın süredir seçim sonuçları üstünde etkili olmakta, genel politikayı doğrudan veya birden biçimlendiren başkan ve benzerlerinin seçimine karar vermektedir.

Kadınlar, özellikle başkanlık söz konusu olduğunda önceden seçilmiş görevlileri destekleme eğilimindedir; yeni ve bilinmeyen bir şeyi denemektense, zaten rafta bulunan güvenilir bir markaya bağlı kalmayı tercih ederler. Gerçekten de, yeniden seçilmeyi başaran son üç başkanın kadınlar arasında aldıkları destek ikinci girişimlerinde artmıştır. Kadınlar kongre seçimlerinde de önceden seçilmiş görevlileri desteklemektedir; oy kullanma biçimlerinde erkeklerden daha tutarlı oldukları ortaya çıkmıştır. Gariptir ki, önceden seçilmişleri yeniden seçmeye yönelik bu doğal eğilim, federal büroda aday olarak yarışan çoğu kadının başarılı olamama nedenlerinden biridir.

Kadınların Oy Kullanma Davranışı

 

Seçim Sonrası Araştırmaları

Oy kullanmayan bir kadın, daha çok “potansiyel” veya “karasız” seçmenlerle ilgilenen siyasetçiler, siyasi partiler, duayenler ve profesyonel danışmanlar tarafından göz ardı edilir. 2004 başkanlık seçiminde, 18 – 24 yaş arasındaki kadınların yarıdan fazlası (yüzde 54,5) oy kullanmamıştır. Ancak, bu yaş aralığındaki kadınların oy kullanma oranı, yalnızca yüzde 40’ı oy kullanan erkeklerden daha fazladır. Yaş aralığının diğer ucunda, 65 – 74 yaş arasındaki erkeklerin yüzde 26.1’i ile kıyaslandığında, aynı kategorideki 65 – 74 yaş arasındaki kadınların yalnızca yüzde 29’u oy kullanmamıştır. Kadınların oy kullanmamak için en çok öne sürdükleri nedenler arasında “hastalık/sakatlık” (yüzde 19.8), “çok yoğunum/programım çakışıyor” (yüzde 17.4), “ilgilenmiyorum” (yüzde 10.7) ve “aday ve kampanya konularından hoşlanmıyorum” bulunmaktadır. Son iki cevap dışında, yaklaşık on kadından dokuzunun ilgi duymama dışında nedenler yüzünden oy kullanmadığı gerçeğini fark etmek önemlidir.

On iki yaşındaki öğrenciler okul servislerine dilekçelerle dolu kutular yüklüyorlar. Seçimde Seattle, Washington’daki eğitim için ek kaynak sağlayan bir referandum kazanmak istiyorlar.
On iki yaşındaki öğrenciler okul servislerine dilekçelerle dolu kutular yüklüyorlar. Seçimde Seattle, Washington’daki eğitim için ek kaynak sağlayan bir referandum kazanmak istiyorlar.
© AP Images/Ted S. Warren

Kadın Seçmenler Gerçekten Ne İstiyor?

Genellikle, kadınların Sosyal Güvenlik, sağlık ve eğitim gibi daha çok “KADIN” meselelerine, erkeklerin ise savaş ve ekonomi gibi “BİZ” meselelerine eğildiği düşünülmektedir. Son üç ulusal seçim (2002, 2004 ve 2006) bu geleneksel düşüncelerin artık geçerli olmadığını göstermektedir.

2004 yılında ve yine 2006’da, kadınlar anketörlere oy kullanıp kullanmamak veya kime oy verecekleri konusunda kendilerini motive eden konuların aslında geleneksel olmayan “kadın meseleleri” olduğunu söylemişlerdir. İçinde 10 seçeneğin sunulduğu kapalı uçlu bir sorudan, Irak’taki durum motive edici sorun olarak listenin en başında gelmiş (yüzde 22), bunu terörle mücadele takip etmiştir (yüzde 15). Ahlak/aile değerleri ile iş/ekonomi meselelerinin her biri yüzde 11 oran almış, kalan diğer altı seçenek Tablo 2’de görüldüğü gibi yalnızca tek haneli cevaplar almıştır.

Yardımcı yazarım Demokrat anketör Celinda Lake ve benim Kadınlar Gerçekten Ne İstiyor: Amerikalı Kadınların Sürdürdüğümüz Hayatı Değiştirmek için Siyasi, Etnik, Sınıfsal ve Dini Sınırları Sessizce Nasıl Sildiklerine Dair (What Women Really Want: How American Women Are Quietly Erasing Political, Racial, Class, and Religious Lines to Change the Way We Live) (Free Press, 2005) adlı kitapta belirttiğimiz gibi, kadınlar tek bir mesele için de oy kullanmamaktadır. Aksine, kadınlar son kararlarını vermeden önce sayısız düşünce, mesele, kişi, izlenim ve ideolojileri düşünme eğilimindedirler. Medyanın kavgacı kadınlara ağırlık vermesi, kadınları Seçim Günü tek bir mesele ile ilgileniyorlarmış gibi göstermekte ve sanki kadınları oy kullanmaya zorlamak için bu meseleye özel dikkat çekmek gerektiği havası yaratılmaktadır. Oysa gerçekte, kadınların oy kullanma biçimi bunun tam tersini yansıtmaktadır.

Bütün Kadınları Aynı Kefeye Koyamazsınız

Kadınlar siyasi sistem içindeki tutumları konusunda veya oyları içinde tek vücut değillerdir. İş oy kullanmaya geldiği zaman, bir kadın bütün Demokratlara oy verirken, bir başkası doğrudan söylendiği gibi bir Cumhuriyetçiye oy verebilir; üçüncü bir kadın ise salata barı yaklaşımını benimseyerek, kendisine en çok uyan kişi ve şeyi seçer. Nihayetinde, kadın seçmenler başkan olarak kimi destekleyeceklerine karar verirken kendilerine iki temel soru sorarlar: “Bu kişiden hoşlanıyor muyum?” ve “Bu kişi benim gibi mi?” İlk soru klasik “oturma odası” testidir: Bu adayı oturma odanızdaki televizyonda önümüzdeki dört veya sekiz yıl boyunca görmek istiyor musunuz? İkinci soru çok daha karmaşık bir soru olup kadınların bir adayın kendileriyle aynı şeyleri önemsediğine, aynı şeylere değer verdiğine, aynı şeylere karşı çıktığına ve aynı şeylerden korktuğuna inanıp inanmadığını sorgulamaktadır.

Amerikalı kadınların hayat tecrübelerini ve tutumlarını Cumhuriyetçi ve Demokrat olarak iki kategoride toplamak imkânsızdır. Kadınlar anketlere siyasi ideolojilerinden daha fazlasını yansıttıkları için, siyasetçiler kadınların içinde bulundukları yaşam aşamaları ile demografik kategorilerin bilincinde olmalıdır. Çalıştığım anket şirketi ™ inc./WomanTrend’de yaygın olarak kullandığımız bir kavram vardır; bu ülkede yaşayan 48 yaşında bir kadının sürdürebileceği üç farklı yaşam aracılığıyla yansıtılan bu kavramın adı "Havva'nın Üç Yüzü”dür. Bu kadın mavi yakalı bir büyükanne, evlenmemiş, çocuksuz bir meslek sahibi veya iki çocuklu ve evli bir anne olabilir. Teknik olarak, bu kadınların üçü de aynı yaş ve demografik kategori altında toplanacaktır; ancak hayat tecrübeleri büyük ölçüde değişecek, dolayısıyla olayların hali hazırdaki durumunda değişik bakış açıları ortaya çıkacaktır. Siyaset, kadınlar için dışında tutuldukları bir kategori değildir; aksine, siyaset, kadınların hayat tecrübelerini, ihtiyaçlarını ve beklentilerini taşıdıkları, her şeyi kapsayan bir arenadır.

2008’de göreceğimiz bazı kadın grupları şunlardır:

  • Kadın Girişimciler: Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 10,4 milyon şirketin sahibi bir kadındır ve bu kadınlar 12,8 milyonu aşkın Amerikalıyı istihdam etmektedir. Bütün ABD şirketlerinin yüzde 75’inin çalışanı yokken, sahibi kadın olan şirketlerin hayret uyandıran yüzde 81’i tek kişilik veya “Ana – Baba” işletmeleridir. Sahibinin kadın olduğu şirketlerin büyüme hızı, bütün şirketlerin iki katı bir hızla tutarlı olarak artmaktadır.

  • Bekâr Kadınlar: Amerikalı kadınlar seçenekleri olmadığı için değil, seçenekleri olduğu içi evliliği ertelemektedir. Hali hazırda, 15 yaşın üstündeki bütün kadınların yüzde 49’u evlenmemiştir ve bu kadınların yarıdan fazlası (yüzde 54) 25 ilâ 64 yaş aralığında bulunmaktadır.

  • Henüz Anne Olmayanlar: İş gücüne daha fazla kadının katılması ve kadınların eskiye nazaran daha geç yaşta anne olmalarından dolayı, artık 20’li yaşlarının sonunda ve 30’lu yaşların başında bulunan daha az sayıda kadın “evli ve çocuklu” sınıfına giriyor.

  • Orta Yaş ve Üstü: 50 ilâ 64 yaş aralığında bulunan ve çoğu çocuklu ve ev hanımı olan kadınlar hayattan bazı hakları ve sonsuzluğu (ömrü uzatma arayışı) umuyor, çözüm ve incelik arıyorlar.

  • Azınlık Kadınları: Azınlıklar hali hazırda ABD'de yaşayanların dörtte birini oluşturmaktadır; dört eyalet şimdiden azınlıkların çoğunlukta olduğu yerler haline gelmiştir, 2025’te diğer beş eyaletin de bu sıraya girmesi beklenmektedir. İspanyol nüfusunun ABD nüfusu üstünde en önemli etkiye sahip olan ırk olduğu söylenmektedir; ancak Asya kökenli Amerikalı seçmenlerin sayısındaki artış da dikkatten kaçmamalıdır.

  • Y Nesli Kadınları: Tablo 3’te de görüldüğü gibi, anket şirketi ™ inc. ve Lake Research Partners tarafından Lifetime Television için yapılan bir araştırmaya gore, Y Kuşağı kadınları (1979 ve sonrasında doğanlar), Amerikan siyasetinde değişiklik yapmanın en iyi yolunun oy kullanmak olduğuna inanmaktadır. Siyasetin ötesinde, Y Kuşağı kadınlarının yaklaşık yarısı (yüzde 42), dünyada değişiklik yapmanın en iyi yolunun “kendileri kadar şanslı olmayanlara zaman veya para konusunda yardım etmek” olduğu görüşündedir. Kendilerine sunulan diğer altı seçenek içinde, Y Kuşağı kadınlarının yalnız yüzde 2’si dünyayı değiştirmenin en iyi yolunun “siyasette aktif rol” almak olduğunu belirtmiştir. İhtiyacı olanlara yardım etmenin dışında, “iyi bir insan olmak” (yüzde 16), “kadınlara yönelik şiddet ve cinsel tacizin sona ermesi için çalışmak” (yüzde 9), “çevrenin korunmasına yardımcı olmak” (yüzde 8) ve “ülkemi savunmak ve orduda hizmet vererek ülkemin emniyetli bir yer olmasını sağlamak” (yüzde 4) seçenekleri verilmiştir.

Bir kadın öfke içinde “Siyasetten nefret ederim,” diyorsa, aslında devlet okullarını kimin yönettiğini ve okullarda ne öğretildiğini, sağlık hizmetlerine nasıl erişildiğini, bu hizmetlerin nasıl dağıtıldığını ve bu hizmetlerin ödemesinin Birleşik Devletler’de nasıl yapıldığını, ülkesinin güven, refah ve dünya çapında rekabetçi bir yer olup olmamasını umursamadığını söylemektedir. Ne var ki, aslında bunu söylemek istemiyordur. Siyaset ve yönetim, bu alanlarda değişiklik yaratabileceğimiz araçlardır; ancak bu durum söz konusu araçların kadınların bu alanlarla etkileşim kurma şekli olması gerektiği anlamına gelmemektedir.

Kadınların Oy Kullanma Davranışı

2008’e Bakış

2008 yılı başkanlık seçimlerinde mücadele eden adaylar kadın seçmenlerden ne bekleyebilir? Meseleyi “şayet” ifadesi ile değil de “ne zaman” sorusuyla ele aldığımızda, bu başkanlık seçimindeki değişken, bir kadın aday olabilir. Bu tartışma farz edilen bir kadın başkandan şimdiki kadın başkan adayına, Hillary Rodham Clinton’a odaklanmıştır.

Yine de, geçmişteki uygulamalar kadınların mutlaka başka bir kadına oy vermediklerini göstermektedir. Eğer öyle olsaydı, ABD Senatörü Elizabeth Dole veya Carol Moseley-Braun kadınların seçmenlerin büyük çoğunluğu oluşturduğu mefhumuna dayanarak 2000 ve 2004 yıllarındaki başkanlık seçimlerinde kendi partilerinin başkan adayları olurlardı. 2008 yarışı, pek çok şeyin ilki olması itibarıyla önceki seçimlerden ayrılmaktadır. Bir kadın, bir Afro-Amerikalı, bir Mormon ve bir Güney Amerikalı adayın partilerinin adaylığını kazanma şansı oldukça yüksektir.

Seçmenlerin partilerine olan sadakati, cinsiyet ayrımını gölgede bırakıyor; Temmuz 2007'de yapılan bir Newsweek araştırmasına göre, partisine sadık erkeklerin yüzde 88’i ve kadınların yüzde 85’i, partilerinin bir kadın adayı seçmesi durumunda, adayın iş için nitelikli olması halinde bu kadın adaya oy vereceklerini belirtmişlerdir. Ne var ki, Amerikalıların hemcinsleri hakkındaki yargılara bakılırsa, kendileri “kadın faktörü” konusunda pek de hevesli değiller. Erkeklerin yalnızca yüzde 60’ı, kadınların ise yalnızca yüzde 56’sı ülkenin bir kadın başkana hazır olduğunu düşünmektedir. Irka ilişkin olarak ise, seçmenler partilerinin nitelikli Afro-Amerikalı adayına oy vermek konusunda daha az tereddütlü; beyazların yüzde 92’si, beyaz olmayanların ise yüzde 93’ü böyle bir adayı destekleyeceklerini söylemektedir. Cinsiyette olduğu gibi, az sayıda seçmen ülkenin Afro-Amerikalı bir başkana hazır olduğu kanaatindedir: Beyazların yalnızca yüzde 59’u, beyaz olmayanların ise yüzde 58’i ülkenin siyah bir başkan seçeceğine inanmaktadır. Seçmenler anketlere cevap verirken kendi tutum ve klasik bakış açılarını arkadaşlarına, ailelerine ve topluluğun üyelerine mal edebilirler; bu onların kendi konumlarını tekrar tasdik ederken, aynı zamanda inandıkları veya bildikleri şeyin “kabul edilemez” veya “rağbet görmeyen” bir konum olduğunu saklamalarının bir yoludur. Ne var ki bu kavram şu durumda geçerli değildir: seçmenlerin fikirleri 2007 yılında önemli bir Afro-Amerikalı ve önemli bir kadın aday olması gerçeğinden etkilenebilir. Bir “Afro-Amrikalı” veya bir “kadın”a yöneltilecek herhangi bir itiraz, söz konusu aday tarafından hoş karşılanmayacaktır.

Ne var ki, başkanlık yarışı yıllardır sonucunun kestirilmesi mümkün olmayan bir yarıştır (80 yıldır ilk kez ne bir görevli başkan ne de başkan yardımcısı başkan adayı oluyor); kesin olan tek bir şey vardır: Kadınlar 1980’den bu yana oldukları gibi bu seçimde de Oval Ofis’in sahibini belirleyecek seçmenlerin büyük çoğunluğunu oluşturacaktır.

The Long Campaign: U.S. Elections 2008

Bu makalede ifade edilen fikirlerin ABD hükümetinin görüş ve politikasını yansıttığı düşünülmemelidir.

 
Back to Top


Bu site ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Bilgilendirme Dairesi tarafından oluşturulmuş ve güncellenmektedir.
Diğer internet sitelerine olan bağlantılar, orada belirtilen düşüncelerin tasvip edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır.