Halk

Coğrafya

Tarih

Hükümet

İş Dünyası

Eğitim

Bilim ve Tıp

Din

Sosyal Hizmetler

Sanat

Spor ve Eğlence Dünyası

Medya

Bayramlar

 

 

 

Bölüm - 1

ÇOKLUKTAN OLUŞAN BİRLİK

Göçmenlik modeli ve etnik bileşim

 

 

Fotoğraf © David Butow, Saba

 

Amerikan halkının öyküsü, göçmenlik ve çeşitlilik üzerine kurulmuştur. Amerika Birleşik Devletleri toprakları bugüne kadar, çoğu ülkeden daha fazla –toplam 50 milyon- göçmen kabul etmiştir. Ve halen ülkeye yılda 500,000 ile 1 milyon arasında göçmen gelmektedir. Eskiden çoğu Amerikalı yazar “bir potada erime” fikrini yüceltirdi.

 

Bu; göçmenlerin, eski adetlerini bırakıp Amerikan tarzı yaşamı benimsemeleri anlamına geliyordu. Örneğin, göçmen çocukları ana dil olarak ailelerinin dilini değil İngilizceyi öğreniyorlardı. Ama son dönemde, Amerikalılar, çeşitliliğe daha çok değer vermeye başladılar. Etnik gruplar kültürel miraslarını yeniden canlandırmaya ve yaşatmaya başladı. Göçmen çocukları artık iki ana dil öğrenerek yetişiyor.

 

 

AMERİKAN YERLİLERİ

 

Geçmişi 20 bin yıl öncesine kadar uzanan ilk Amerikan göçmenleri, kıtalararası gezginlerdi. Hayvan sürülerinin peşine düşen avcılar ve onların aileleri, bugün Bering Boğazı olan geçidi aşarak Asya’dan Amerika’ya ulaştılar. İspanya’dan gelen Christopher Columbus, 1492 yılında Yeni Dünya’yı keşfettiğinde, bugün Birleşik Devletler adıyla bilinen bölgede 1,5 milyon Amerikan yerlisi yaşamaktaydı. Ancak bu rakam konusundaki tahminler çok çeşitlidir. Columbus, Bahama Adaları’nda San Salvador’da karaya çıktı. Ama burayı Hindistan sandığı için bölgeye Indies adını verdi. (Amerikan Yerlileri’ni de Hintliler anlamına gelen Indians –Kızılderililer-  olarak adlandırdı.)

 

Bunu izleyen 200 yıl içinde çeşitli Avrupa ülkelerinden pek çok kişi, Columbus’un ardından Atlantik Okyanusu’nu aşarak Amerika’yı keşfe geldi. Ticaret merkezleri ve koloniler kurdular. Bu insan akını nedeniyle, Amerikan yerlileri büyük acılar yaşadı. Baskı, savaş ve antlaşmalar sonucunda, ülke toprakları, Kızılderililer’den Avrupalılar’a, ardından da Amerikalılar’ın eline geçti. Yeni gelenler batıya ilerledikçe, yerliler sürekli onlara yer açtılar. 19. yüzyılda hükümet, Yerli “sorunu”nu çözmek için bir yol buldu. Kabileler, belli bölgelerde ve “rezervasyon” adı verilen topraklarda yaşamaya zorlanacaktı. Bazı kabileler, yaşadıkları toprakları vermemek için mücadele etti. Çünkü rezervasyon bölgesindeki topraklar verimli değildi ve yerliler hükümet desteğine bağımlı olmak zorunda kalacaktı. Yoksulluk ve işsizlik, Amerikan Yerlileri için bugün hâlâ süregelen bir sorundur.

 

Toprak savaşlarının yanısıra Amerikan Yerlileri, Eski Kıta’dan taşınan hastalıklarla da yüzyüze geldiler.

Bu hastalıklara karşı bağışıklıkları bulunmadığı için ağır kayıplar verdiler. 1920 yılında sayıları 350,000’e kadar düştü. Bazı kabileler tümüyle yok oldu. 1804-1806 yılları arasında Meriwether Lewis ile Willaim Clark’a, Amerika’nın kuzeybatısındaki vahşi toprakların keşfinde yardım eden Kuzey Dakota’daki Mandan Kabilesi de bunlardan biriydi. Diğer kabileler kültürlerinin önemli bölümünü ve dillerini yitirdi. Yine de Amerikan Yerlileri, uyum sağlama yeteneğine sahip olduklarını kanıtladılar. Bugün sayıları 3 milyonu bulmuştur. (Toplam ABD nüfusunun % 0.9’u ve şu anda, bu sayının sadece 3’te biri rezervasyonlarda yaşamaktadır.)

 

Amerika’daki pek çok bölgenin adı yerli sözcüklerinden türemiştir. Örneğin Massachusetts, Ohio, Michigan, Mississippi, Missouri ve Idaho. Avrupalılar, bugün dünyanın belli başlı gıda maddeleri olan ürünlerden çoğunu üretmeyi yerlilerden öğrenmiştir. Örneğin mısır, domates, patates ve tütün. Nehir kanoları, kar ayakkabıları ve mokasen ayakkabı da yerli icatları arasındadır.

 

 

ALTIN KAPI

 

Amerika Birleşik Devletleri topraklarına ilk yerleşenler arasında en kalabalık etnik grup İngilizlerdi. Böylece hakim dil İngilizce oldu. Ama diğer ulus dilleri de İngilizceyi takip etti. Kolonilerde, devrimi savunan kesimin önde gelenlerinden olan İngiliz asıllı Thomas Paine 1776’da şöyle yazmıştı: “Amerika’nın anayurdu Avrupa’dır, İngiltere değil”. Bu sözler, sadece Büyük Britanya’dan gelen grupları değil, İspanya, Portekiz, Fransa, Hollanda, Almanya ve İsveç göçmenlerini de tanımlıyordu. Bununla birlikte 1780 yılında her 4 Amerikalı’dan 3’ü ya İngilizdi ya da İrlanda kökenliydi.

 

ABD’ye ilk büyük göçmen dalgası 1840 ile 1860 yılları arasında geldi. Avrupa genelinde yaşanan açlık, kıtlık, nüfus artışı ve siyasi huzursuzluk yüzünden her yıl yaklaşık 5 milyon kişi anayurdunu terketmek zorunda kalıyordu. İrlanda’da, zararlı bir küf mantarı yüzünden bütün patates mahsulü yok olmuştu. 750,000 kişi açlıktan ölmüştü. Sağ kalanların çoğu göç etti. Sadece 1847’de, bir yıl içinde İrlanda’dan Birleşik Devletler’e göç eden kişi sayısı 118,120’ye ulaşmıştı. Bugün Amerika’da, 39 milyon İrlanda kökenli nüfus bulunmaktadır.

 

Alman Konfederasyonu’un 1848-49 Devrim’i başarısızlığa uğrayınca halkın çoğu göç etti. Amerikan İç Savaşı (1861-65) sırasında federal hükümet, ordu birliklerindeki subay açığını kapatmak için Avrupa’dan, özellikle de Almanya’dan göçü destekliyordu. Orduda görev almalarının karşılığında, bu kişilere toprak veriliyordu. 1865 yılında Birlik Ordusu’ndaki askerlerin 5’te biri savaş göçmeniydi. Bugünkü Amerikalı’ların %22’si Alman kökenlidir.

 

Yahudiler, 1880 yılından başlayarak büyük gruplar halinde Birleşik Devletler’e gelmeye başladılar. Bu göç, Doğu Avrupa’da vahşet ve kıyıma maruz kaldıkları 10 yıllık döneme denk gelmektedir. Bunu izleyen 45 yıl içinde, Birleşik Devletler’e 2 milyon Yahudi geldi. Bugün, Yahudi asıllı Amerikan nüfusu 6 milyondan fazladır.

 

19. yüzyılın sonlarındaki yoğun insan akını yüzünden hükümet, New York Limanı’ndaki Ellis Adası’nda özel bir ‘kabul limanı’ devreye soktu. Limanın açıldığı 1892 ile kapatıldığı 1954 yılları arasında Ellis Adası, 12 milyon kişi için giriş kapısı oldu. Bugün, Özgürlük Heykeli’nin bir parçası olarak kabul edilmekte ve Ulusal Anıt olarak korunmaktadır.

 

Fransa’nın 1886’da ABD halkına armağan ettiği Özgürlük Heykeli; New York Limanı’nda, Ellis yakınındaki bir ada üzerinde yükselmektedir. Çoğu göçmen, yeni anayurduna vardığında ilk olarak onu görür. Heykelin tabanındaki bir plakâya şair Emma Lazarus’un şu dizeleri kazılıdır.

 

“Bitkin düşmüşleri,

Zavallıları ver bana.

Özgürce soluk almaya hasret,

Biçare kalabalığı getir.

Sefillere yer yok,

Bereketli kıyılarında.

Bana evsizleri gönder,

Fırtınanın savurduklarını.

Sana fenerimi tutuyorum,

Altın Kapı’nın yanında”.

 

 

GÖNÜLSÜZ GÖÇMENLER

 

Kuzey Amerika’ya gelen göçmen akınının arasında gönülsüz bir grup vardı. Bunlar, 1619 ile 1808 yılları arasında köle olarak getirilen Afrikalılardı. Köle getirmek 1808 yılında yasaklandı. Ama özellikle tarlada yoğun iş gücü gerektiren zirai bölgelerde, yani Güney’de köle sahibi olma geleneği devam etti.

 

Köleliğe son verme süreci 1861 Nisan’ında Kuzeyin özgür eyaletleriyle, köleliği sürdüren ve Birlik’ten ayrılan 11 Güney Eyaleti arasında İç Savaş patlak verdiğinde başladı. 1 Ocak, 1863’te savaşın ortalarına doğru, Başkan Abraham Lincoln, Köleliği Kaldırma Yasası’nı yayınladı. Ve Birlik’ten ayrılan eyaletlerde de köleliği sona erdirdi. Anayasa’nın 13. maddesinin kabulüyle kölelik, 1865 yılında tüm ülkede kaldırılmış oldu.

 

Köleliğin sona ermesinden sonra bile Amerikan zencileri, ırk ayrımına ve eğitimde eşitsizliğe maruz kaldılar.

Bunun üzerine siyah ırk, kendine yeni fırsatlar yaratabilmek için iç göçü başlattı. Güney’deki kırsal bölgelerden Kuzey’deki şehirlere geldiler. Ama şehirdeki zencilerin çoğu iş bulamadı. Yasalar ve adetler gereği beyazlardan ayrı bölgelerde, “Geto” adı verilen bakımsız kenar mahallelerde yaşamak zorunda kaldılar.

 

1950’li yılların sonunda ve 1960’ların başında Afrika kökenli Amerikalılar, ırk ayrımına son verilmesi ve yasalar önünde eşit olmak için Dr Martin Luther King’in öncülüğünde, şiddet içermeyen gösteri ve boykot eylemleri başlattılar. Bu eylemler, her tür ırka mensup 200,000’den fazla kişinin, Washington D.C.’de, Lincoln Anıtı önünde toplandığı 28 Ağustos 1963 günü doruğa ulaştı. King şöyle diyordu: “Benim hayalim şu. Bir gün, eski kölelerin ve köle sahiplerinin oğulları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasında birlikte oturacaklar. 4 küçük çocuğum, derilerinin rengiyle değil kişilik özellikleriyle değerlendirildikleri bir toplumda yaşayacaklar”.

 

Bu tarihten kısa süre sonra Birleşik Devletler Kongresi, zencilere, oy hakkı veren, iş konusunda ayrımcılığı yasaklayan, eğitim ve toplum hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmalarını sağlayan yasaları kabul etti.

 

Bugün, Birleşik Devletler nüfusunun %12,3’ünü Afrika kökenli Amerikalılar oluşturmaktadır. Geçtiğimiz 20-30 yıl içinde zenci orta sınıfı, büyük hamleler yaptı ve gelişti. 2001 yılında çalışan zenci nüfusunun % 38’i, hizmet sektöründe ya da işçi olarak değil değil, beyaz yaka işlerinde, yani idari işlerde, uzmanlık alanlarında ve yönetici seviyelerde görev alıyordu. Yine aynı yıl, liseden mezun olan zencilerin % 56’sı üniversiteye başladı. Bu oran 1983 yılında % 38 idi. Ancak yine de zencilerin ortalama geliri beyazlarınkinden düşüktür. Ve özellikle genç zenciler arasındaki işsizlik oranı, beyazlarınkinden yüksektir. Ve zenci Amerikalıların çoğu kenar mahallelerdeki yoksulluk, uyuşturucu ve suç üçgeni içinde  kapana kısılmış durumdadır.

 

Son yıllarda vatandaşlık hakları tartışması yön değiştirdi. Ayrımcılığa karşı olan yasalar sayesinde zenciler düzenli biçimde aşağı sınıftan orta sınıfa yükselmektedirler. Bu durum; ‘geçmişteki ayrımcığın izlerini tümüyle silmek için yasal bazı düzeltmeler gerekir mi?’ tartışmasını başlattı. “Pekiştirici Atılımlar” adı verilen bu program, iş yerlerinde belli sayıda zenci (ya da diğer azınlık mensubu) çalıştırma zorunluğu, okullara belli sayıda azınlık mensubu öğrenci alma mecburiyeti, ve azınlık temsilcilerinin de seçilmesini sağlamak için kongre temsilcilerinin seçildiği bölgelerin sınırlarını yeniden belirlemek gibi konuları içermektedir.1990 yılından bu yana söz konusu programların gerekirliği, etkili ve adil olup olmadığı yoğun olarak tartışılmaktadır.

 

Son 20-30 yıl içinde en büyük değişiklik Amerika’daki beyaz halkın tutumunda görülmüştür. Martin Luther King’in “bir hayalim var” başlıklı konuşmasının üzerinden en az bir kuşak geçti. Genç Amerikalılar tüm ırklara saygı duyuyor ve zenciler, sosyal yaşamda giderek daha çok kabul görüyorlar.

 

 

DİL VE MİLLİYET

 

Bugün Amerika’nın bir kentinde sokakta yürürken, İspanyolca konuşulduğunu duymak çok doğaldır. 1950 yılında Amerika’da, İspanyolca konuşulan ülkelerden gelmiş olan kişi sayısı 4 milyondan azdı. Bugün bu sayı 35 milyon civarındadır. “Hispanik” lerin % 50’si Meksika kökenlidir. Geri kalan % 50 ise El Salvador, Dominik Cumhuriyeti ve Colombia gibi ülkelerden gelmiştir.

 

Hispanik nüfusun yoğun olduğu Texas, New York, Illinois ve Florida gibi eyaletlere ise Castro rejiminden kaçan Kübalılar yerleşmiştir. Miami’de, şehrin en büyük gazetesi olan Miami Herald, hem İngilizce hem de İspanyolca olarak basılmaktadır.

 

Amerikan şehirlerinde İspanyolcanın yaygın olması, dil konusunda bir tartışma başlatmıştır. İngilizce konuşan bazı kesimler, Kanada’yi örnek göstererek, iki ayrı dilin varlığının (İngilizce ve Fransızca) eyaletlerin ayrılmasına sebep olduğuna işaret etmektedir. Ve bir yasayla, ülkenin resmi dilinin İngilizce olduğunun belirtilmesini istemektedirler.

 

Diğer kesim ise bu yasanın gereksiz olduğunu hatta zarar vereceğini savunmaktadır. Amerika ile Kanada’nın farklı olduğunu söylemektedirler. “Örneğin, Kanada’da, Fransızca konuşanların çoğu Quebec çevresinde yaşıyor. Oysa Birleşik Devletler’de İspanyolca konuşanlar, tüm bölgelere yayılmış durumdadır. Ayrıca İsviçre’de birkaç dil konuşuluyor olması ulusal birliğe zarar vermemiştir. İngilizcenin resmi dil olarak kabulü, diğer dilleri konuşanların göze batmasına sebep olacak ve günlük hayatlarını zorlaştıracaktır” demektedirler.

 

 

YENİ GELENLERİN SINIRLANMASI

 

Özgürlük Anıtı yeni gelenlerin yolunu aydınlatırken, Amerikanın yerli halkı, ülkeye çok fazla göçmen kabul edildiğinden endişelenmeye başlıyordu. Bazısı kültürlerinin tehdit altında olmasından ve işini kaybetmekten korkuyordu. Çünkü yeni gelenler düşük ücretle çalışmayı kabul ediyordu.

 

1924 yılında Kongre, Johnson-Reed Göçmenlik Kanunu'nu kabul etti. Ve Birleşik Devletler, ilk kez olarak, hangi ülkeden kaç göçmen alınacağı konusuna sınırlama getirmiş oldu. Bu sayı, o ülkeden kaç kişinin halihazırda ABD’de yaşıyor oluşuna göre belirlenecekti. Yani sonuç olarak ileriki 40 yıl içinde ülkeye kabul edilen göçmen sayısı Avrupa’dan ve Kuzey Amerika’dan gelecekti.

 

1924 yılındaki yasaya göre Asyalı göçmenleri kapsam dışı bırakılmıştı. Batı Amerika’da yaşayanlar, Çinliler ve diğer Asyalılar yüzünden işlerini kaybetmekten ürküyorlardı. Asya kökenlilere karşı ayrımcılık hızla yayılmaya başladı. Çinli göçmenleri kapsam dışı bırakan yasa 1943 yılında iptal edildi. 1952’de, bütün ırklara mensup kişilerin ABD vatandaşı olmasına izin veren yasa kabul edildi.

 

Asyalı Amerikalılar bugün, ülkede en hızlı büyüyen etnik gruplardan biridir. ABD’de yaklaşık 10 milyon Asya kökenli kişi yaşamaktadır. Asya kökenli Amerikalılar,  ülkeye yakın zamanda gelmiş oldukları halde etnik grupların içinde en başarılı olanlardan biridir. Diğer etnik gruplara göre gelir düzeyleri daha yüksektir.

Çocuklarının büyük bölümü en iyi Amerikan üniversitelerinde öğrenim görmektedir.

 

 

YENİ BİR SİSTEM

 

1965, eski göçmenlik modelininin sarsıldığı yıl oldu. ABD, göçmen vizesini, başvuru sırasına göre vermeye başladı. Ulusal kotaların yerini yarıküre kotaları aldı. ABD’de akrabaları bulunanlara ve ülkedeki işgücü eksiğini kapatacak olan meslek uzmanlıklarına öncelik tanındı. 1978’de Kongre, yarıküre önceliğinden vazgeçti. Kapılarını biraz daha açarak dünyanın her yerinden göçmen almaya başladı. Örneğin 2000 yılında gelen göçmenlerin sayılarına göre ilk 10 sıralaması şöyleydi. Meksika (173,900), Çin (45,700), Filipinler (42,500), Hindistan (42,000), Vietnam (26,700), Nikaragua (24,000), El Salvador (22,600), Haiti (22,400), Küba (20,800) ve Dominik Cumhuriyeti (17,500).

 

ABD diğer ükelerden daha fazla göçmen almaya devam etmektedir. 2000 yılında ABD’de 28 milyondan fazla yabancı kökenli vatandaş vardı. 1990’da yeniden düzenlenen göçmen yasası sayesinde her yıl 675,000 yeni göçmen gelmektedir. Bu sayıya, özel sınıflamalara giren kişiler dahil değildir.Zaten yasanın amacı hem uzman ve meslek sahibi kişileri hem de geçmiş yıllarda Amerika’ya az göçmen gönderen ülkeleri cezbetmektir. Bu da, vizelerde çeşitliliğe gidilerek sağlanmaktadır. 2000 yılında ülkeye gelen 50,000 kişi, göçmen profilini çeşitlendirmek amacıyla çıkartılan 3 yasanın birinden yararlanmıştır.

 

 

YASADIŞI GÖÇMENLER

 

ABD Göçmenlik ve Uyruğa Kabul Servisi’nin tahminlerine göre, ülkede resmi izni olmadan yaşayan 5 milyon kişi bulunuyor. Bu sayıya her yıl 275,00 kişi eklenmektedir. Yerli Amerikalılar ve resmi göçmenler, yasadışı göçmen sorununa endişeyle bakıyor. Yasadışı göçmenlerin (onlara “yasadışı yabancılar” da deniyor) genç nüfusun ve özellikle azınlıkların işlerini ellerinden aldığına inanıyorlar. Ayrıca yasadışı yabancılar, halkın vergileriyle ayakta duran sosyal hizmetlere fazladan yük olmaktadırlar.

 

Kongre, yasadışı yabancılarla başa çıkabilmek için 1986’da Göçmen Yasası’nı yeniden düzenledi. 1982 yılından beri ülkede yaşayanlara, ömür boyu resmi oturma izni için başvurma hakkı tanındı. 1990 yılında yaklaşık 900,000 kişi bu haktan yararlandı. Yasa ayrıca, izinsiz göçmenlerle mücadeleye sıkı tedbirler koydu. Bilerek böyle kişileri çalıştıran iş yeri sahiplerine cezalar getirdi.

 

 

MİRAS

 

Düzenli bir şekilde Amerika kıyılarına ulaşan insan akınının, Amerikan karakteri üzerinde derin etkisi olmuştur. İnsanın anayurdunu bırakıp yeni bir ülkeye göç etmesi cesaret ve esneklik gerektirir. Amerikan halkı, yenilikleri deneme, risk almaya gönüllü olma, bağımsızlık ve iyimserlik özellikleriyle tanınır. Eğer, aileleri uzun süredir ülkede yaşayan Amerikalılar, maddi konforu ve siyasi özgürlükleri doğal bir şeymiş gibi görmeye kalkarlarsa, göçmenler onlara, bu ayrıcalıkların ne kadar önemli olduğunu

hatırlatıyorlar.

 

Ayrıca göçmenler, kendi kültürlerini taşıyarak Amerikan toplumunu zenginleştiriyorlar. Çoğu siyah Amerikalı bugün, Afrika geleneği olan “Kwanzaa”nın yanısıra Noel’i de kutluyor. Hispanik Amerikalılar Cinco de Mayo’da (5 Mayıs) sokak şenlikleri ve kutlamalarla geleneklerini sürdürüyor. Amerikan kentlerinin her yerinde etnik lokantalar bulunmakta. İrlanda göçmeni bir ailenin torunu olan Başkan John F. Kennedy  eski ile yeninin bileşimini şöyle açıklamıştı : “Amerika, herkesin yeni bir hayata eşit koşullarda başladığı bir göçmen topluluğudur. Amerika’nın sırrı buradadır. Eski gelenekleri, taze belleklerinde taşıyan ve yeni sınır boylarını keşfetme cesaretine sahip insanlardan oluşan bir ulus”.

 
 

Amerika Birleşik Devletleri toprakları bugüne kadar, çoğu ülkeden daha fazla – toplam 50 milyon- göçmen kabul etmiştir. Ve halen ülkeye yılda 700,000 göçmen alınmaktadır.

 

 

“Amerika’nın sırrı buradadır. Eski gelenekleri, taze belleklerinde taşıyan ve yeni sınır boylarını keşfetme cesaretine sahip  insanlardan oluşan bir ulus”.

Başkan John F. Kennedy