AMERİKAN HÜKÜMETİNİN ANA HATLARI

 

 

İÇİNDEKİLER

 

Bölüm I - Anayasa: Kalıcı Bir Belge

Bölüm II - Anayasa’nın Açıklanması:  Federalist Yazılar

Bölüm III - Yürütme Organı: Başkanlığın Gücü

Bölüm IV - Yasama Organı: Kongre’nin Yetki Alanı

Bölüm V - Yargı Organı: Anayasayı Yorumlama

Bölüm VI - Yüksek Mahkeme’nin Dönüm Noktası Oluşturan Kararları

Bölüm VII - Çok Hükümetli Bir Ülke

Bölüm VIII - Halkın Hükümeti: Vatandaşın Rolü

A.B.D. Hükümetiyle İlgili Kısa Bibliografya

 


BÖLÜM I -  ANAYASA: KALICI BİR BELGE


 

“Bu hüküm, gelecek çağlar boyunca yürürlükte kalması tasarlanmış ve bu nedenle, insani konulardaki çeşitli bunalımlara uyarlanmak için yapılmış bir anayasada yer almaktadır.”

John Marshall, Yüksek Mahkeme Başkanı

McKulloch-Maryland davasına ilişkin karar, 1819

 

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası, Amerikan hükümetinin temel belgesi ve ülkenin yüce yasasıdır.  200 yıldır hükümet kurumlarının evrimine yön vermiş ve siyasal istikrar, bireysel özgürlük, ekonomik gelişme ve toplumsal gelişmenin temelini oluşturmuştur.

 

Amerikan Anayasası dünyada yürürlükte bulunan  en eski yazılı anayasadır ve dünya çevresinde pek çok diğer anayasa için de model oluşturmuştur. Anayasa, kalıcılığını sadeliğine ve esnekliğine borçludur. Başlangıçta, Atlantik kıyısındaki 13 çok farklı eyalette yaşayan dört milyon insanın yönetimi için bir çerçeve sağlamak üzere tasarlanmış olan anayasanın temel hükümleri o kadar sağlam bir biçimde algılanmıştır ki, yalnız 27 değişiklikten geçerek, şimdi Atlantik’ten Pasifik Okyanusuna kadar yayılan daha da çok farklı 50 eyaletteki 260 milyondan fazla Amerikalının gereksinimini karşılamaktadır.

 

Anayasaya giden yol ne düz ne de kolay oldu. 1787’de bir taslak belge ortaya çıktı; fakat bu, ancak yoğun tartışmalar ve daha önce bir federal birlik konusunda altı yıl yaşanmış olan bir deneyimden sonra gerçekleşti. Şimdiki Amerika Birleşik Devletleri’nin doğu kıyısını oluşturan bölgede dizilmiş olan 13 İngiliz kolonisi 1776’da İngiltere’den bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bundan bir yıl önce, Büyük Britanya ile koloniler arasında, acılarla dolu altı yıl sürecek,  bir savaş başladı.  Savaş bir yandan sürerken – artık kendilerine Amerika Birleşik Devletleri adını veren – koloniler, onları bir ulus olarak biribirine bağlayan bir anlaşma kaleme aldılar.  “Konfederasyon ve Sürekli Birlik Maddeleri” denilen anlaşma 1777’de bir eyaletler Kongresi’nce kabul edildi ve Temmuz 1778’de resmen imzalandı. Maddeler, 13’üncü eyalet olan Maryland tarafından Mart 1781’de onaylanınca bağlayıcı hale geldi.

 

Konfederasyon Maddeleri, eyaletler arasında gevşek bir bağlantı kurdu ve çok sınırlı gücü olan bir federal hükümet oluşturdu. Savunma, kamu maliyesi ve ticaret gibi yaşamsal konularda federal hükümetin yetkisi  eyalet yasama organlarının insafına bırakıldı. Bu, istikrara ya da güce yol açacak bir düzenleme değildi. Kısa bir süre sonra - altı  yıldan az - Konfederasyon’un zaafı açıkça ortaya çıktı. Yeni ulus, siyasal ve ekonomik açıdan neredeyse karmaşa içinde kaldı.  George Washington’un deyimiyle, 13 eyalet sadece “pamuk ipliğiyle” birleştirilmişlerdi.

 

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası bu elverişli olmayan koşullar altında hazırlanmıştır. Şubat 1787’de, cumhuriyetin yasama organı olan Kıtasal Kongre, eyaletlere Maddeler’i gözden geçirip değiştirmek üzere Philadelphia’ya birer temsilci göndermeleri çağrısında bulundu. Anayasal ya da Federal Kurucu Meclis 25 Mayıs 1787’de, 11 yıl önce 4 Temmuz 1776’da Bağımsızlık Deklarasyonu’nun kabul edilmiş olduğu Bağımsızlık Salonu’nda toplandı. Temsilciler yalnız Konfederasyon Maddeleri’ni değiştirmeye yetkili oldukları halde, Maddeler’i bir yana atıp tümüyle yeni ve daha merkezileştirilmiş bir hükümet anayasası hazırlamaya başladılar.  Yeni belge, Anayasa, 17 Eylül 1787’de tamamlandı ve 4 Mart 1789’da resmen kabul edildi.

 

Anayasa taslağını hazırlayan 55 temsilci arasında yeni ulusun belli başlı önderlerinin ya da Kurucu Ataları’nın pek çoğu da bulunmaktaydı. Onlar, geniş bir çıkarlar, geçmişler ve konumlar yelpazesinin temsilcilerini oluşturuyorlardı.  Buna karşın, hepsi Anayasa’nın giriş bölümünde dile getirilen temel amaçlar üzerinde anlaştılar. 

 

Biz Amerika Birleşik Devletleri halkı, daha mükemmel bir birlik oluşturmak, adaleti sağlamak, iç huzuru korumak, ortak savunmayı gerçekleştirmek, genel gönenci geliştirmek ve kendimiz ve gelecek kuşaklar için  özgürlüğün nimetlerini güvence altına almak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri için bu Anayasayı kabul ediyor ve yaşama geçiriyoruz.

 

KARMAŞIK BİR HALKI BİRLEŞTİRMEK

 

Anayasa’nın başta gelen amacı, halkın isteklerine doğrudan doğruya cevap verebilecek güçlü ve seçilmiş bir hükümet yaratmaktı. Öz yönetim kavramı Amerikalılar tarafından geliştirilmedi;  gerçekten, o sıralarda İngiltere’de bir ölçüde kendi kendini yönetim vardı. Ancak, dünya çevresindeki diğer hükümetlerle karşılaştırıldığında, Anayasa’nın Amerika Birleşik Devletleri’nde zorunlu kıldığı halk tarafından yönetim benzersiz ve hatta devrimciydi.

 

Anayasa, eyaletler arasındaki ilişkileri düzenleme konusunda büyük güce ve dış ilişkiler ve savunma gibi konularda tek sorumluluğa sahip güçlü bir merkezi ya da federal hükümet kurduğu için Konfederasyon Maddeleri’nden kesinlikle ayrılıyordu.

 

Merkeziliği kabullenmek çok kişi için zor oldu. Amerika’ya geniş ölçüde, dinsel ya da siyasal baskılardan olduğu kadar insanları yaşamlarında yeteneklerine ya da enerjilerine bakmaksızın belirli konumlara hapseden Eski Dünya ekonomik düzenlerinden de kaçmak için anavatanlarından ayrılan Avrupalılar yerleşmişti. Bu yerleşimciler için bireysel özgürlük çok değerliydi ve bireysel özgürlükleri kısıtlayabilecek her güce -özellikle hükümet gücüne - kuşkuyla bakıyorlardı. Güçlü bir merkezi organ korkusu o kadar derindi ki, güçlü bir ulusal hükümetin eyalet sakinlerinin kendi yaşamlarını kendilerinin yönetebilmeleri  karşısında bir tehdit oluşturabileceği inancıyla Rhode Island da Philadelphia’ya temsilci göndermeyi reddetti.

 

Yeni ulusun çok çeşitliliği aynı zamanda birlik önünde pek büyük bir engel oluşturuyordu.  Anayasa tarafından merkezi hükümetlerini seçme ve denetleme yetkisi verilen halk çok değişik kökenlerden oluşuyordu. Büyük çoğunluğu İngiltere’den gelmişti; fakat, İsveç, Norveç, Fransa, Hollanda, Prusya, Polonya ve daha pek çok ülke de Yeni Dünya’ya göçmen göndermişti. Dinsel inançları da değişikti ve çok kez bu inançlara bağlılık güçlüydü. Onlar, Anglikanlar, Katolikler, Kalvenistler, Hügenotlar, Lüteranlar, Kuakerler, Yahudiler, şüpheciler ve tanrı tanımazlardı. Ekonomik ve toplumsal açıdan Amerikalılar, toprak sahibi asillerden başlayıp Afrika’dan gelmiş esirlere ve borçlarını ödemekte olan sözleşmeli hizmetkarlara kadar değişen bir yelpazeye yayılıyorlardı. Ancak ülkenin temel direğini orta sınıf - çiftçiler, tüccarlar, motor ustaları, gemiciler, tersane işçileri, dokuyucular, marangozlar ve çok sayıda benzerleri - oluşturuyordu. 

 

Amerikalılar o zamanlar, bugün olduğu gibi, İngiliz Tahtı’ndan kopmanın akılcılığı konusuna  varıncaya kadar - o da dahil - hemen hemen her konuda pek değişik görüşlere sahiplerdi.  Devrim sırasında çok sayıda İngiliz tahtına sadık olan - Muhafazakar diye biliniyorlardı - pek çok kişi ülkeden kaçtılar ve genellikle doğu Kanada’ya yerleştiler. Geride kalanlar, Devrim’e direnişin nedenleri ve yeni Amerikan Cumhuriyeti’yle ne tür bir uzlaşmaya varılacağı konularında kendi aralarında değişken görüşlere sahip bulunmalarına karşın, küçümsenmeyecek bir muhalefet geliştirdiler. 

 

Geçtiğimiz iki yüzyıl boyunca Amerikan halkının çeşitliliği arttı, ancak ulusun temel birliği daha da güçlendi. Amerika, Atlantik kıyısında sıralanmış ilk 13 eyaletten başlayarak tüm kıta boyunca batıya doğru yayıldı. Bugün, en yenileri 1959’da katılmış bulunan  Alaska ve Hawaii olmak üzere, 50 eyaleti kapsamaktadır. 19’uncu yüzyıl boyunca ve 20’ci yüzyıl içinde,   sonu gelmeyen bir göçmen akını yeteneklerini ve kültürel miraslarını büyüyen ulusa kattılar. Öncüler (Pioneers) doğuda Appalachian Dağlarını aştılar, kıtanın ortasındaki Mississippi Vadisi’ne ve Büyük Düzlüklere (Great Plains) yerleştiler; sonra da Rocky Dağları aşarak ilk kolonicilerin yerleşmiş oldukları Atlantik kıyılarından 4.500 kilometre batıdaki Pasifik Okyanusu kıyılarına ulaştılar. Ulus yayıldıkça, ülkenin çok büyük doğal kaynaklar birikimi, geniş balta girmemiş ormanlar, zengin kömür, bakır, demir ve petrol yatakları, yeterli su gücü ve verimli topraklar  herkesin gözleri önüne serildi.

 

Yeni ulusun zenginliği kendine özgü bir değişkenlik yarattı. Özel bölgesel ve ticari çıkar grupları türedi. Doğu kıyısı armatörleri serbest ticareti savundular. Orta-batı üreticileri, büyüyen Amerika Birleşik Devletleri piyasasındaki yerlerini güvence altında bulundurmak için ithalat vergisi alınmasını talep ettiler. Çiftçiler düşük taşıma ücretleri ve yüksek ürün fiyatları, değirmenciler ve fırıncılar düşük tahıl fiyatları, demiryolu işleticileri elde edebilecekleri en yüksek navlunları istediler. New York’taki bankacıların, güneydeki pamuk üreticilerinin, Texas’taki hayvan çiftliği işleticilerinin ve Oregon’daki tomruk işletmesi sahiplerinin her birinin ekonomi ve hükümetin ekonomiyi düzenlemedeki rolü üzerinde farklı görüşleri vardı.

 

Anayasa ve onun yarattığı hükümetin sürekli görevi, tüm bu değişken çıkarları bir araya getirmek, ortak bir ortam yaratmak ve aynı zamanda tüm halkın temel haklarını korumaktı.  Kurucu Atalar Anayasa taslağını hazırladıkları sırada önlerinde onlara yön verecek pek az örnek vardı. Konfederasyon Maddeleri de bir federal hükümet kurmuştu; fakat, bu hükümetin gücü o kadar kısıtlıydı ki eyaletler sadece isim olarak “birleşik”ti. Halkın federalizm konusundaki deneyimleri sınırlıydı, ama öz yönetim sanatına ilişkin deneyimleri olağanüstüydü.  Bağımsızlığın ilanından çok önce koloniler halkın denetlediği işleyen hükümet birimleriydi ve    devrim başladıktan sonra - 1 Ocak 1776,  20 Nisan 1777 arasında - 13  eyaletten 10’u kendi anayasasını kabul etmişti.  Eyaletlerin çoğunluğunda eyalet yasama organınca seçilmiş valiler vardı. Yasama organlarını ise halk seçmişti.

 

Günümüzdeki hükümetlerin işlemesinde izlenen  karmaşıklıkla karşılaştırıldığında, çok daha az gelişmiş ekonomik koşullar altında dört milyon insanı yönetmek gerçekten kolay görülebilir.  Fakat, Anayasa’nın yazarları o gün kadar gelecek için de temel atıyorlardı. Yalnız kendi yaşamları süresince değil gelecek kuşaklar için de işleyecek bir hükümet yapısı oluşturmak gerektiğini açıkça biliyorlardı. Bu nedenle Anayasa’ya, toplumsal, ekonomik ve siyasal nedenler gerektirdiğinde belgenin değiştirilmesini sağlayacak bir hüküm eklemişlerdi.  Onaylandığından beri, Anayasa’da yirmi altı değişiklik yapılmıştır ve Anayasa’nın esnekliğinin onun en büyük güçlerinden biri olduğu kanıtlanmıştır. Böyle bir esneklik olmasaydı, 200 yıl önce kaleme alınmış bir belgenin bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde 240 milyon insanın ve her düzeydeki binlerce hükümet biriminin gereksinimlerini etkin bir biçimde karşılaması beklenemezdi ve ne de küçük kasabaların ve büyük kentlerin sorunlarına aynı güç ve kesinlikle uygulanabilirdi.

 

Böylelikle Anayasa ve federal hükümet, yerel ve eyalet yönetimlerini de içeren hükümet piramidinin doruğunda yer almaktadır. A.B.D.’deki uygulamaya göre,  her hükümet düzeyi özellikle ona ayrılmış belirli yetkiler içeren geniş çaplı bir özerkliğe sahiptir. Değişik yönetimler arasındaki uyuşmazlıklar mahkemelerce çözümlenir. Ancak, her hükümet düzeyinde aynı anda işbirliğini gerektiren ulusal çıkarlara ilişkin sorunlar da ortaya çıkabilir ve Anayasa’da böyle durumları düzenleyen hükümler de yer almaktadır. Amerikan devlet okulları genellikle yerel yönetimlerce eyalet çapındaki standardlara uygun olarak yönetilir. Fakat, okur yazarlık ve eğitim kazanımı yaşamsal bir ulusal çıkar gereği olduğu için federal hükümet de okullara yardım eder ve daha fazla eşit eğitim fırsatları sağlanmasına yönelik tekdüze standardlar uygular.  İskan, sağlık ve sosyal yardım gibi başka alanlarda da hükümetin çeşitli düzeyleri arasında benzeri bir ortaklık vardır.

 

İnsan toplumunun hiçbir ürünü kusursuz değildir. Yapılan pek çok değişikliğe karşın Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nda gelecekteki gerilim dönemlerinde açığa çıkacak aksaklıklar bugün de var olabilir. Yine de, iki asırdır süren büyüme ve rakipsiz gönenç, Amerikan hükümetinin temelini atmak için 1787 yazı boyunca çaba gösteren 55 kişinin ileri görüşlülüğünü kanıtlamıştır.

  

ANAYASA’NIN KALEME ALINIŞI

 

1781’de Konfederasyon Maddeleri’nin kabulü ile yeni Anayasa’nın kaleme alınışı arasında geçen yıllar bir zayıflık, çekişme ve karışıklık dönemi oldu. Konfederasyon Maddeleri’nde,  yasaları uygulayacak bir yürütme organına ve onları yorumlayacak bir ulusal mahkeme sistemine ilişkin hükümlere yer verilmemişti. Bir yasama Kongresi ulusal hükümetin tek organıydı; fakat, eyaletleri istemedikleri şeyleri yapmaya zorlayacak hiçbir gücü yoktu.  Kuramsal olarak, savaş ilan edebilir ve bir ordu kurabilirdi; ancak, kararlaştıracağı sayıda kişiyi silah altına almaya ya da onları desteklemek için   gerekli silah ve gereçleri sağlamaya hiçbir eyaleti  zorlayamazdı. Faaliyetlerine para sağlamak için eyaletlere başvurmak zorundaydı;  ama, eyaletleri federal bütçeye gerekli katkıyı yapmadıkları için cezalandıramazdı.  Vergilendirmenin ve gümrük tarifelerinin denetimi eyaletlere bırakılmıştı ve her eyalet kendi parasını basabilirdi. Eyaletler arasındaki anlaşmazlıklarda - eyalet sınırları üzerine pek çok anlaşmazlık vardı - Kongre arabulucu ve yargıç rolünü üstleniyordu, ama kararlarının kabul edilmesini eyaletlerden isteyemezdi. 

 

Sonuç hemen hemen tam bir kargaşaydı. Vergi toplama gücü olmayan federal hükümet borca battı. 13 eyaletten 7’si,  gazilerin maaşlarını ve kredi aldıkları pek çok kişiye borçlarını ödeyebilmek, küçük çiftçilerin büyük tarım işletmesi sahiplerine olan borçlarını karşılayabilmek amacıyla çok sayıda, nominal değeri yüksek ancak gerçek satın alma gücü düşük,  kağıt para bastılar. 

 

Buna karşın,  Massachusetts yasama organı çok sıkı bir para denetimi ve yüksek vergiler uyguladı; bu da, eski bir Devrim Savaşı yüzbaşısı olan Daniel Shays’ın önderliğinde küçük bir çiftçiler ordusu kurulmasına yol açtı.  Kongre binasını teslim almak için harekete geçen Shays ve diğerleri,  icra işlemlerinin durdurulmasını ve haksız ipoteklerin kaldırılmasını istediler.  Ayaklanmayı bastırmak için askerlere baş vuruldu, ancak federal hükümet durumun farkındaydı.

 

Tekdüze ve istikrarlı bir para olmayışı eyaletler arasında ve diğer ülkelerle olan ticareti de baltaladı. Kağıt paranın değeri eyaletten eyalete değişmekle kalmadı, New York ve Virginia gibi bazı eyaletler, limanlarına diğer eyaletlerden gelen ürünlerden gümrük resmi almaya başladılar ve bu da misillemelere yol açtı. Federal maliye yöneticisinin yaptığı  gibi eyaletler de “kamu kredimiz tükendi” diyebilirlerdi. İngiltere’den şiddet kullanarak ayrılan yeni bağımsızlığına kavuşmuş eyaletler artık İngiltere limanlarında özel işlem göremiyorlar ve bu da sorunlarını daha fazla arttırıyordu. Büyükelçi John Adams 1785’te bir ticaret anlaşması için görüşmeler yapmaya çalıştığında İngilizler, eyaletlerin bu anlaşmayla tek tek bağlı olmayacaklarını ileri sürerek bu isteği reddetti. İngilizler, devrim sırasında el konulan taşınmaz mallar karşılığında para ödemedikleri için de Amerikalılara ayrıca kızgınlardı.

 

Politikasını askeri güçle destekleyemeyen zayıf bir merkezi hükümet, kaçınılmaz olarak dış ilişkilerinde de zorlanıyordu. İngilizler, 1783 tarihli barış antlaşmasında söz verdikleri halde,  yeni ulusun Kuzey Batı Toprakları’ndaki kalelerinde ve ticaret merkezlerinde bulundurdukları  askerlerini çekmeyi reddediyorlardı. Daha da kötüsü, kuzey sınırındaki İngiliz subayları ve güneydeki İspanyol subayları, Amerikalı yerleşimcilere saldırmaları için çeşitli Kızılderili kabilelerine silah sağlıyorlardı. Florida ve Louisiana ile Mississippi Nehri’nin batısındaki tüm toprakları denetimleri altında bulunduran İspanyollar ayrıca Batılı çiftçilerin ürünlerini göndermek için New Orleans limanını kullanmalarına da izin vermiyorlardı.

 

Genç ulusun belirli bölgelerinde gönencin yeniden görülmeye başladığını gösteren belirtiler olsa da, iç ve dış sorunlar büyümesini sürdürdü. Merkezi hükümetin, sağlıklı bir maliye uygulaması kuracak, ticareti düzenleyecek, antlaşmalara uyulmasını zorlayacak ya da gerektiğinde dış muhaliflere karşı askeri baskı uygulayacak kadar gücü bulunmadığı giderek daha belirgin oluyordu. Çiftçilerle tüccarlar, alacaklılarla borçlular ve eyaletlerin kendi aralarındaki iç ayrılıklar giderek şiddetleniyordu. Çiftçilerin çaresizlik içinde gerçekleştirdiği 1786 Shay Ayaklanması’nın daha yeni bastırılmış olduğu ve henüz belleklerde canlı kaldığı günlerde,  George Washington şu uyarıda bulundu:  “Her eyalet, bir kıvılcımın ateşleyebileceği yanıcı maddelerle dolu.”

 

Bu olası felaket duygusu ve köklü değişiklik gereksinimi, 25 Mayıs 1787’de görüşmelere başlamış olan Kurucu Meclis’ meşgul ediyordu. Tüm temsilciler, Konfederasyon Maddeleri ile kurulmuş olan iktidarsız Kongre’nin yerine, geniş kapsamlı yaptırım güçleriyle donatılmış etkin bir merkezi hükümetin geçmesi gerektiğine emindiler. Görüşmelerin başlangıcında temsilciler yeni hükümetin, her biri diğer ikisininkini dengeleyecek belirgin bir güce sahip üç ayrı organdan - yasama, yargı ve yürütme- oluşması üzerinde anlaşmaya vardılar. Ayrıca yasama organının, İngiliz Parlamentosu gibi  iki meclisli olması da kararlaştırıldı.

 

Ancak bu aşamadan sonra, zaman zaman Kurucu Meclis toplantısının kesilmesi ve bir anayasa kaleme alınamadan görüşmelerin sona ermesi tehdidini yaratan büyük görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Büyük eyaletler yasama organında orantılı temsil lehinde tutum takındılar: her eyalet nüfusuyla orantılı oy gücüne sahip olmalıydı. Diğerlerinin üstünlük sağlamasından korkan küçük eyaletler tüm eyaletler için eşit temsil üzerinde ısrar ettiler. Sorun “Büyük Uzlaşma” ile çözümlendi ve Kongre’nin bir meclisinde her eyalete eşit temsil, diğerinde de orantılı temsil hakkı tanındı.  Senato’da her eyaletin iki sandalyesi olacaktı. Temsilciler Meclisi’ndeyse sandalye sayısı nüfusa bağlı kalacaktı. Çoğunluğun isteklerini daha iyi yansıttığı düşünüldüğünden, federal bütçe ve gelirlere ilişkin tüm yasama gücü Temsilciler Meclisi’ne verildi.

 

Büyük Uzlaşma büyük ve küçük eyaletler arasındaki ayrılığı sona erdirdi; ama, uzun yaz boyunca pek çok başka uzlaşmalara da varıldı. Halka çok fazla güç verilmesinden korkan bazı temsilciler federal yetkililerin dolaylı yoldan seçilmesini savundular; diğerleri olabildiğince yaygın bir seçmen tabanı istediler. Bazıları batıdaki toprakların giderek eyalet olmasına karşı çıktılar;  diğer bazıları ulusun gelecek gücünün Appalachian Dağları’nın ardındaki bakir topraklarda yattığı görüşünü ileri sürdüler. Dengelenmesi gereken bölgesel çıkarlarla, başkanın görev süresi, gücü ve seçim sistemi konusunda uzlaştırılması gereken farklı görüşlerle, federal yargının rolüne ilişkin birbiriyle çatışan fikirlerle karşılaşıldı.

 

Kurucu Meclis’e katılan temsilcilerin erdemli kişiler olmaları sayesinde uzlaşma kolaylıkla sağlandı. Amerikan Devrimi önderlerinden pek azı orada yoktu. Thomas Jefferson ve John Adams - ki ikisi de gelecekte başkanlık yapacaklardı -Fransa ve İngiltere’de Amerikan elçileri olarak görevdeydiler; John Jay Konfederasyon’un dışişleri bakanı olarak çalışıyordu.  Samuel Adams ve Patrick Henry’nin de aralarında bulunduğu birkaçı ise, mevcut hükümet yapısının sağlıklı olduğuna inandıkları için, katılmamayı yeğlemişlerdi.  Katılanlar arasındaki en ünlü kişi, hiç kuşkusuz, Kurucu Meclis’e başkanlık yapan, Devrim kahramanı George Washington’du.  Akıllı ihtiyar, fen bilimci, alim, , diplomat Benjamin Franklin de toplantıdaydı. Virginia’dan James Madison, Pennsylvania’dan Gouverneur Morris ile New York’lu genç ve parlak avukat Alexander Hamilton gibi kalburüstü kişiler de toplantıya katılmışlardı.

 

Henüz 20-30 yaşlarındaki en genç temsilciler bile daha o günlerde erdemli siyasal ve aydın kişiliklerini sergilediler. Paris’teki Thomas Jefferson,  Londra’ya John Adams’a gönderdiği bir mektupta, “Bu gerçekten bir yarı tanrılar toplantısı” diye yazmıştı.

 

Anayasa’ya sokulan fikirlerin bazıları yeniydi; fakat, pek çoğu İngiliz hükümet geleneklerinden ve 13 koloninin kendi kendini yönetim konusundaki deneyimlerinden alınmıştı. Bağımsızlık Bildirgesi, temsilcilerin akıllarını kendi kendini yönetim ve temel insan haklarının korunması fikirlerine bağlı tutan önemli bir yol göstericiydi. Montesquieu  ve Locke gibi Avrupalı politika filozoflarının yazıları da bu çalışmalarda etkili olmuştu.

 

Temmuz sonlarında, üzerinde anlaşmaya varılmış olan konulara dayalı bir belge taslağı kaleme almak üzere bir komite atandı. Bir ay daha süren tartışmalar ve arıtmalar sonrasında, Gouverneur Morris başkanlığındaki ikinci bir komite belgeye son biçimini verdi ve 17 Eylül’de imzaya sundu. Temsilcilerin tümü varılan sonuçtan mutlu değillerdi. Bazıları törenden önce ayrıldılar; kalanlardan üçü, Virginia’dan Edmund Randolph ile George Mason ve Massachusetts’ten Elbridge Gerry  ise belgeyi imzalamayı reddettiler. İmza atan 39 temsilciden belki de hiç biri belgeyi tümüyle doyurucu bulmamış ve onların görüşleri Benjamin Franklin tarafından beceriyle özetlenmişti: “Anayasa’nın şu anda onaylamadığım birkaç bölümü var; ama onları asla onaylamayacağıma emin değilim.” Buna karşın anayasayı onayladı: “çünkü, daha iyi bir belge beklemiyordum ve çünkü, bunun en iyi belge olmadığına da emin değilim.”

   

ONAYLAMA: YENİ BİR BAŞLANGIÇ

 

Artık onaylamaya, yani en az dokuz eyalet tarafından kabule giden çetin yol açılmıştı. İlk harekete geçen Delaware oldu ve onu hemen New Jersey ve Georgia izledi. Pennsylvania ve Connecticut’ta onay rahat bir çoğunlukla gerçekleşti. Massachusetts’te büyük tartışmalar yapıldı. Bu eyalet, sonunda aralarında din, ifade, basın ve toplantı özgürlükleri de bulunan belirli temel hakların sağlanmasını; sürekli bir ordu yerine bir milis gücü kurulmasını; jüri tarafından yargılanmayı; ve haksız aramaların ve tutuklamaların önlenmesini güvence altına alacak 10 değişiklik yapılması koşuluyla onayını verdi. (Çok sayıda eyalet de benzeri koşullar ileri sürdüler ve 10 düzeltme - günümüzde Anayasa’ya Temel Haklarla İlgili İlk Ek olarak biliniyor - 1781’de Anayasa’ya eklendi.

 

Haziran 1788 sonlarında Maryland, South Carolina ve New Hampshire de kabul ettiler ve dokuz eyalet tarafından onaylanma koşulu yerine getirilmiş oldu. Yasal olarak Anayasa yürürlükteydi. Fakat, iki güçlü ve önemli eyalet - New York ve Virginia - henüz karar vermemişlerdi, ve iki küçük eyalet olan North Carolina ile Rhode Island da kararsızlardı. En azından New York ve Virginia’nın onayı olmadıkça Anayasa’nın zayıf temeller üzerinde kalacağı açıktı.

 

Virginia’da görüş ayrılıkları çok derindi; ancak, George Washington’un kabul lehinde konuşmalarının etkisiyle, eyalet meclisi küçük bir farkla 26 Haziran 1788’de onayını verdi.  New York’ta, Alexander Hamilton,  James Madison ve John Jay birlikte çalışarak Anayasa lehinde çarpıcı bir dizi yazılı görüş -Federalist Yazılar - yayınladılar ve 26 Temmuz‘da çok az bir farkla olumlu oy sağladılar. Kasım’da North Carolina’nın onayı geldi. Rhode Island, küçük ve zayıf bir eyalet olarak büyük ve güçlü bir cumhuriyet tarafından çevrelenmiş konumunun savunamayacak duruma geldiği 1790’a kadar direndi.

 

Virginia ve New York’un onayı alınır alınmaz hükümeti kurma süreci başladı. 13 Eylül 1788’de, Kongre yeni hükümetin merkezi olarak New York kentini seçti. Ocak 1789’un ilk Çarşamba günü, başkanlık için oy kullanacak ikinci seçmenlerinin belirlenmesini, Şubat’ın ilk Çarşamba günü, ikinci seçmenlerin bir başkan seçmelerini ve Mart’ın ilk Çarşamba günü de, yeni Kongre’nin ilk oturumunun yapılmasını kararlaştırdı.

 

Her eyaletin yasama organı, Anayasa uyarınca, başkanlık ikinci seçmenleri gibi, temsilcilerin ve senatörlerin de nasıl seçileceklerine karar verme gücüne sahipti. Bazı eyaletler doğrudan halkın, birkaçı yasama organının seçim yapmasını isterken, bazıları da bu iki sistemin bir karışımını yeğledi.  Rekabetin şiddeti karşısında, yeni anayasa uyarınca ilk seçimlerin yapılmasında gecikmeler olması kaçınılmazdı. Sözgelimi, New Jersey doğrudan seçimler yapılmasına  karar vermiş, ancak kapanma saatini belirlemediği için sandıklar üç hafta açık kalmıştı.

 

Anayasa’nın tam ve kesin uygulanmasına 4 Mart 1789’da başlanması kararlaştırılmıştı. Fakat bu tarihe kadar, 59 temsilciden sadece 13’ü ve 22 senatörden de sadece sekizi New York kentine gelmişlerdi. (North Carolina ve Rhode Island’a ayrılan sandalyeler, bu eyaletler Anayasa’yı onaylayıncaya kadar doldurulamadı.) Sonuçta, Temsilciler Meclisi’nde 1 Nisan ve Senato’da da 6 Nisan’da toplantı yeter sayısı sağlandı. Bundan sonra iki meclis ikinci seçmenlerin oylarını saymak için ortak bir toplantı yaptı.

 

George Washington’un ilk başkanlığa ve Massachusetts’ten John Adams’ın başkan  yardımcılığına oy birliğiyle seçilmeleri şaşırtıcı olmadı. Adams 21 Nisan ve Washington da 23 Nisan’da New York’a geldiler. 30 Nisan 1789’da ant içerek göreve başladılar. Böylece yeni hükümetin kurulması işi tamamlandı. Dünyadaki ilk cumhuriyetin ayakta tutulması görevi artık başlamıştı.

 

 YÜCE YASA OLARAK ANAYASA

 

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası kendisini “ülkenin yüce yasası” olarak tanımlar. Bu hükümden, eyalet anayasaları ya da eyalet meclisleri ya da ulusal Kongre tarafından yapılan yasalar federal Anayasa’yla çatışırsa onların hiçbir gücü olmayacağı anlaşılır. İki yüzyıl boyunca Yüksek Mahkeme tarafından verilmiş olan kararlar, bu anayasal  üstünlük doktrinini irdelemiş  ve güçlendirmiştir.

 

Nihai yetki, isterlerse Anayasa’yı tadil ederek temel yasayı değiştirebilecek ya da - en azından kuramsal açıdan - yenisini hazırlayabilecek olan Amerikan halkına verilmiştir. Ancak halk bu yetkiyi doğrudan doğruya kullanmaz. Günlük hükümet işlerini,  seçilmiş ya da atanmış kamu görevlilerine devreder.

 

Kamu görevlilerinin gücü sınırlıdır. Kamuya ilişkin çalışmaları Anayasa ve Anayasa’ya uygun biçimde  yapılmış olan yasalara uymalıdır. Seçilmiş görevliler belirli aralıklarla yeniden seçime girmek zorundadırlar ve çalışmaları böylelikle yoğun kamu denetimine bağlı olur. Atanmış görevliler, onları atamış olan kişi ya da kuruluşun isteğine uygun biçimde hizmet verirler ve çalışmaları yetersiz bulunursa görevden alınabilirler. Bu uygulamanın istisnası, başkan tarafından, politik yükümlülük ya da etkilerden arınmış olmaları için, yaşam boyu görevlendirilen Yüksek Mahkeme  üyeleriyle diğer federal yargıçlardır.

 

Genelde Amerikan halkı arzularını seçim sandığı aracılığıyla ortaya koyar. Ancak Anayasa, aşırı kötü davranma ya da görevi kötüye kullanma durumlarında, kamu görevlilerinin meclis soruşturması yoluyla görevden alınmalarını sağlayan bir hüküm getirmiştir. Madde II, Bölüm 4 şöyledir:

 

Başkan, Başkan Yardımcısı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm kamu görevlileri, vatana ihanet, rüşvet ya da başka ağır suçlar ve kabahatle suçlanır ya da mahkum olurlarsa, görevden alınırlar. 

 

Meclis soruşturması, bir hükümet görevlisinin bir yasama organı tarafından kötü davranışla suçlanmasıdır; genellikle düşünüldüğü gibi, bu suçlardan mahkum edilmesi anlamına gelmez.  Anayasa’da belirtildiği gibi, Temsilciler Meclisi bir meclis soruşturması yasa taslağını onaylayarak, kötü davranış suçlamasında bulunmalıdır. Bundan sonra, suçlanan görevli, Yüksek Mahkeme başkanının başkanlığında Senato’da yargılanır.

 

Ağır bir önlem olduğu düşünülen meclis soruşturması, Birleşik Amerika’da pek ender durumlarda uygulanmaktadır.Temsilciler Meclisi 1797’den beri, 16 federal görevli (iki başkan, bir kabine üyesi, bir senatör, bir Yüksek Mahkeme üyesi ve on bir federal yargıç) hakkında  meclis soruşturması kararı almıştır. Senato, bu görevlilerden, hepsi de federal yargıç olan 7’sini mahkum etmiştir.

 

1868’de Başkan Andrew Johnson hakkında, yenilmiş bulunan Konfederasyon eyaletlerine İç Savaş sonrasında uygun davranılmasına ilişkin sorunlar nedeniyle meclis soruşturması kararı alınmıştı. Fakat Senato’da, mahkumiyet için gerekli üçte iki çoğunluktan bir oy eksik çıktı ve Johnson görev süresini tamamladı. 1974’te Watergate olayı sonucu Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi meclis soruşturması kararı alınması önerisinde bulununca, Başkan Richard Nixon, Temsilciler Meclisi genel kurulu meclis soruşturması yasa taslağı üzerinde oylamaya baş vuramadan önce görevinden istifa etti.

 

Temsilciler Meclisi 1998’de Başkan Bill Clinton hakkında, bir cinsel ilişki olayını örtbas etmeye teşebbüs amacıyla yalan şahitlik yapmak ve adaleti engellemek suçlamasıyla meclis soruşturması açılmasına karar verdi. Yargılama sonucu Senato, 55’e karşı 45 oyla yalan şahitlikten suçsuzluk kararı vererek ve adaleti engelleme suçlamasında 50’ye karşı 50 oy kullanarak başkanı akladı. Başkanın görevine son verilmesi için her bir suçlamada 67 oyla  suçlu bulunması gerekiyordu.  

 

Hükümet İlkeleri

 

Anayasa ilk kabul edildiği günden beri pek çok bakımdan değişmiş olmakla birlikte, temel ilkeleri 1789’da olduğu gibi bugün de aynı kalmıştır:

 

- Hükümetin üç temel organı birbirinden ayrı ve bağımsızdır. Bunlardan her birine verilmiş olan güç diğer ikisinin gücüyle duyarlı bir biçimde dengelenmiştir. Her bir organ diğerlerinin olası aşırılıklarını durdurma görevi taşır.

 

- Anayasa, onun hükümleri uyarınca hazırlanmış olan yasalar ve başkan tarafından yapılmış ve Senato’ca onaylanmış antlaşmalar ile birlikte diğer tüm yasaların, yürütme kararlarının ve yönetmeliklerin üstündedir.

 

- Tüm insanlar yasalar önünde eşittir ve onların eşit koruması altındadır. Tüm eyaletler eşittir ve hiç biri federal hükümetten özel davranış bekleyemez. Anayasa sınırları içinde her eyalet diğerlerinin yasalarını tanımak ve onlara saygı göstermek zorundadır. Eyalet hükümetleri, federal hükümet gibi, demokratik yapıda olmalı ve nihai yetki halka ait bulunmalıdır.

 

- Halk,  ulusal hükümetin yapısını Anayasa’nın kendisinde tanımlanan yasal yollarla değiştirebilme hakkına sahiptir.  

 

Değiştirmeye İlişkin Hükümler

 

Anayasa’nın hazırlayıcıları, eğer kalıcı olması ve ulusun büyümesine ayak uydurması isteniyorsa, onun zaman zaman değiştirilmesi gerekeceğini açıkça anlamışlardı. Değiştirme sürecinin kötü  düşünülmüş ve aceleye getirilmiş girişimlere yol açacak biçimde kolay olmaması gerektiğinin de farkındaydılar. Aynı nedenle, halkın çoğunluğunca arzulanan bir girişimin bir azınlık tarafından durdurulamamasının garantilenmesini de istemişlerdi. Vardıkları çözüm, Anayasa’nın değiştirilebilmesi için ikili bir süreç uygulamasını getirmek oldu.

 

Kongre, her iki mecliste üçte ikilik bir oy çoğunluğuyla bir değişiklik süreci başlatabilir. Diğer yandan, eyaletlerin üçte ikisinin yasama organları, Kongre’nin değişiklikleri görüşmek ve taslaklar hazırlamak için ulusal bir toplantı çağrısı yapmasını isteyebilirler. Her iki durumda da,  değişikliklerin yürürlüğe girmeden önce eyaletlerin dörtte üçü tarafından kabul edilmesi gereklidir.

 

Anayasa’nın kendisinin doğrudan doğruya değiştirilmesi sürecinin yanı sıra, hükümlerinin uygulanması da yargı yorumu yoluyla değiştirilebilir. Cumhuriyetin tarihinin başlarında 1803 yılında bir dönüm noktası oluşturan Marbury-Madison davasında Yüksek Mahkeme, Mahkeme’nin Kongre kararlarını yorumlama ve onların Anayasa’ya uygunluğunu karara bağlama gücünü yaratan,  yargı incelemesi doktrinini benimsedi. Doktrin ayrıca, Anayasa’nın çeşitli bölümlerinin değişen yasal, siyasal, ekonomik ve toplumsal  koşullara uygulanışını  yorumlama gücünü de Mahkeme’ye vermektedir. Yıllar boyunca, Anayasa’nın kendisinde önemli bir değişiklik yapılmadan, radyo ve televizyonla ilgili hükümet düzenlemelerinden ceza davaları sırasında suçlananların haklarına kadar değişen konularda bir dizi Mahkeme kararı, anayasa hükümlerinin gücünü değiştirici  etki yaratmıştır.

 

Temel yasa hükümlerinin uygulanmasını ya da değişen koşullara uydurulmasını sağlamak için Kongre tarafından kabul edilen yasalar, Anayasa’nın anlamını genişletmekte ve ince değişiklikler yapmaktadır. Bir dereceye kadar, federal hükümetin çok sayıda organı tarafından  çıkarılan yönetmelik ve tüzükler de aynı etkiyi gösterebilir. Fakat mahkemelere göre,  her iki halde de temel ölçü bu gibi yasaların ve kuralların Anayasa’daki beklentilere uyup uymadığıdır.

   

Anayasa’ya Temel Haklarla İlgili İlk Ek

 

Anayasa 1789’dan beri 27 kez değiştirilmiştir ve gelecekte daha başka değişiklikler yapılması olasıdır. En geniş kapsamlı değişiklikler Anayasa’nın kabulünden sonraki iki yıl içinde gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde, toplu olarak Temel Haklarla İlgili İlk Ek diye bilinen ilk 10 değişiklik eklenmiştir. Bunlar Eylül 1789’da Kongre tarafından blok halinde kabul edilmiş ve 1791 sonuna kadar 11 eyaletçe onaylanmıştır. 

 

Anayasa’ya karşı ilk direnişler federal birliğin güçlendirilmesine karşı çıkanlardan değil, bireylerin haklarının belirgin bir biçimde saptanmasını isteyen devlet adamlarından geldi.  Bunlardan biri, Anayasa’ya Temel Haklarla İlgili İlk Ek’in bir öncüsü olan Virginia Haklar Bildirgesi’nin yazarı George Mason’du. Kurucu Meclis’e katılan temsilcilerden olan Mason, bireysel hakların yeterince güvence altına alınmadığını düşündüğü için belgeyi imzalamayı reddetti. Gerçekten, Mason’un bu muhalefeti neredeyse Virginia’nın onayını engelleyecekti.  Daha önce belirtildiği gibi, benzeri düşünceler nedeniyle Massachusetts de onayını bireysel haklara ilişkin belirli güvenceler getirilmesi koşuluna bağladı. İlk Kongre toplandığında bu gibi değişikliklerin kabulü konusunda hemen hemen tam bir görüş birliği vardı ve Kongre bunları kaleme almakta zaman yitirmedi.

 

Bu değişiklikler bugün de iki yüzyıl öncesinde kaleme alındıkları biçimiyle yürürlüktedir.  Birincisi, ibadet, düşündüğünü açıklama ve basın özgürlüklerini, barışçı toplantı hakkını ve yanlışlıkların düzeltilmesi için hükümete dilekçe verme hakkını güvence altına almaktadır.  İkincisi, vatandaşların silah taşıma hakkını güvence altına almaktadır. Üçüncüsü,  mal sahibinin izni olmadıkça, askeri birliklerin evlerde barındırılamayacakları hükmünü getirmektedir.  Dördüncüsü, haksız aramalara, tutuklamalara ve mala el konulmasına karşı güvence sağlamaktadır. 

 

Bunlardan sonra gelen dört değişiklik yargı kurallarına ilişkindir: Beşinci değişiklik, büyük jüri tarafından suçlanmadıkça, bir ağır suçtan yargılanmayı yasaklamaktadır. Aynı suç nedeniyle tekrar tekrar yargılanmayı engellemekte; yasal gerekler yerine getirilmeden cezalandırılmayı yasaklamakta ve suçlanan kişinin kendi aleyhinde tanıklık etmeye zorlanamayacağını hükme bağlamaktadır. Altıncısı, ceza gerektiren suçlar için süratle açık yargılama yapılmasını güvence altına almaktadır. Bu değişiklik, ön yargısız bir jüri tarafından yargılanmayı gerekli kılmakta, sanığın avukat tutma hakkını hükme bağlamakta, tanıkların yargılamaya katılmak ve sanığın önünde ifade vermek zorunda olmalarını sağlamaktadır. Yedincisi, 20 A.B.D.  dolarını aşan tüm hukuk davalarının  bir jüri tarafından görülmesini güvence altına almaktadır. Sekizincisi, aşırı kefalet ya da ceza saptanmasını ve acımasız ya da olağan dışı ceza uygulanmasını yasaklamaktadır.

 

10 değişiklikten son ikisi anayasal yetkiye ilişkin çok genel açıklamalar taşımaktadır:  Dokuzuncu değişiklik, bireysel haklar sıralamasının sınırlı olmasının düşünülmediğini; halkın Anayasa’da açıkça yazılmamış başka hakları da olduğunu belirtmektedir. 10’uncu değişiklik, Anayasa’nın federal hükümete vermediği ya da eyaletlere yasaklamadığı yetkilerin, eyaletlere ya da halka tanınacağı hükmünü getirmektedir.

 

Bireysel Özgürlükler İçin Yaşamsal Koruma

 

Federal hükümetin oluşturulması konusunda Anayasa’ya yansıtılan deha, Amerika Birleşik Devletleri’ne iki yüzyıl boyunca olağanüstü bir istikrar sağlamıştır. Temel Haklarla İlgili İlk Ek ve onu izleyen değişiklikler, temel insan haklarından yararlanma konusunda sağlanması olası görülen tüm fırsatların Amerikan halkına tanınmasını güvence altına almıştır.

 

Ulusal bunalım günlerinde, ulusal güvenlik nedeniyle,  bu hakları askıya almayı denemek hükümetlere çekici görünür. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu gibi önlemlere her zaman pek istenmeden ve en duyarlı güvenceler sağlanarak baş vurulmuştur. Sözgelimi savaş sırasında, Amerika Birleşik Devletleri’yle yabancı ülkeler arasındaki posta hizmetlerine ve özellikle cepheden ülkeye gönderilen mektuplara sansür uygulanması gerekmiştir. Fakat, anayasal adil yargılanma hakkı savaş günlerinde bile kaldırılmamıştır. Suçlanan kişilere - ki bunlar arasında casusluk, sabotaj ve başka zararlı faaliyetlerde bulunmakla suçlanan düşman ülke vatandaşları da vardır - kendilerini savunma hakkı tanınır ve Amerikan kuralları uyarınca, suçlu oldukları kanıtlanıncaya değin suçsuz oldukları kabul edilir.

 

Anayasa’da Temel Haklarla İlgili İlk Ek’ten sonra yapılan değişiklikler çok yaygın konuları içermektedir. Bunlar arasında en geniş kapsamlılardan biri olan ve 1868’de onaylanan 14’üncü değişiklikle,  vatandaşlığın açık ve basit bir tanımı sağlanmış ve yasalar karşısında eşit işlem görme güvencesi daha genişletilmiş bir biçimde yinelenmiştir. 14’üncü değişiklik, temelde, Temel Haklarla İlgili İlk Ek’in sağladığı güvenceleri eyaletlere uygulamıştır. Diğer değişikliklerle, ulusal hükümetin yargı gücü kısıtlanmış; başkanın seçilmesi sistemi değiştirilmiş; kölelik yasaklanmış; ırk, renk, cinsiyet ya da geçmişteki kölelik nedenleriyle oy hakkının reddine karşı güvence sağlanmış; kongrenin vergi koyma yetkisi gelirlere de yayılmış; ve Amerika Birleşik Devletleri senatörlerinin halk tarafından doğrudan seçilmesi  uygulamaya konulmuştur.

 

En son değişiklikler arasında, başkanın görev süresini iki dönemle kısıtlayan 22’nci; Washington, D.C.’de yaşayanlara oy kullanma hakkı tanıyan 23’üncü; seçim vergisi ödememeleri halinde bile vatandaşlara oy kullanma hakkı veren 24’üncü; dönem ortasında boşalması durumunda başkan yardımcılığı makamının doldurulmasını  sağlayan 25’inci; oy kullanma yaşını 18’e indiren 26’ncı ve A.B.D. senatörlerinin ve temsilciler meclisi üyelerinin maaşlarını düzenleyen 27’nci değişiklikler bulunmaktadır.

 

27 değişiklikten çoğunun bireysel vatandaşlık ve siyasal özgürlüklerin genişletilmesi konusundaki sürekli çabalardan kaynaklanması; buna karşın pek azının Philadelphia’da 1787’de tasarlanmış olan temel hükümet yapısını güçlendirmeye yönelik bulunması önem taşımaktadır.

  

FEDERAL DÜZEN

 

Anayasa’yı hazırlayanların açıkça belirtilmiş birkaç görüşü vardı. Bunları, temel belgenin giriş bölümünde 52 sözcükten oluşan altı maddede olağanüstü bir açıklıkla dile getirdiler.

 

“... Daha Mükemmel Bir Birlik Oluşturmak İçin”

 

“Daha mükemmel bir Birlik” kurmak, 1787’de 13 eyaletin karşı karşıya bulunduğu en açık sorundu. 

 

Hemen hemen her birliğin Konfederasyon Maddeleri çerçevesinde varlığını sürdüren birlikten  daha çok mükemmele yakın olacağı pek açıktı. Ancak, bunun yerini alacak bir başka yapıyı geliştirmek için çok önemli tercihler yapılması gerekiyordu.

 

Tüm eyaletler 11 yıl önce İngiltere’den ayrılındığından beri kullandıkları egemen güç konusunda kıskançlardı. “Eyaletlerin hakları”nı bir merkezi hükümetin gereksinimleriyle dengeleme kolay iş değildi. Anayasa’nın yapımcıları eyaletlerin, vatandaşlarının günlük yaşamlarını düzenlemeleri için gerekli tüm yetkileri, ulusun bir bütün olarak gereksinimleri ve gönenci ile çatışmaması koşuluyla, saklı tutmalarına izin vererek bunu başardılar. Federalizm adı verilen,  güçlerin paylaşımı temelde günümüzde de aynıdır. Her eyaletin yerel sorunlar konusundaki yetkisi -eğitim, kamu sağlığı, ticaretin  düzeni, çalışma koşulları, evlenme ve boşanma, yerel vergilendirme ve olağan emniyet yetkileri gibi - o kadar köklü bir biçimde tanınmış ve kabul edilmiştir ki,  iki komşu eyaletin aynı konudaki yasaları arasında çok kez büyük farklılıklar oluşmaktadır.

 

Anayasal düzen çok dahice kurulmuş olmakla birlikte, eyaletlerin hakları konusundaki anlaşmazlık için için kaynadı ve üç çeyrek yüzyıl sonra 1861’de kuzeydeki ve güneydeki eyaletler arasında dört yıl sürecek bir savaş patlak verdi.  Bu savaş İç Savaş ya da Eyaletler Arasındaki Savaş adıyla anılmıştı ve ardında yatan sorun federal hükümetin Birlik’e daha yeni katılan eyaletlerde köleliği düzenleme hakkıydı. Kuzeyliler federal hükümetin böyle bir hakkı bulunduğunda ısrar ederken Güneyliler köleliğin her eyaletin kendisinin karar vereceği bir konu olduğunu ileri sürüyordu.  Bir grup Güneyli eyalet Birlik’ten ayrılmayı deneyince savaş başladı ve cumhuriyetin korunması ilkesi üzerinde sürdürüldü.  Güneyli eyaletlerin yenilmesi ve Birlik’e yeniden katılmaları sonucu federal üstünlük yeniden kabul edildi ve köleliğe son verildi.

  

“... Adaleti Sağlamak için”

 

Amerikan demokrasisinin temeli, çarpıcı bir biçimde “Tüm insanlar eşit yaratılmıştır” açıklamasını getiren ve “onlara Yaradan tarafından, yaşama, özgür olma ve mutluluğu arama gibi belirli vazgeçilmez haklar bağışlanmıştır” sözleriyle süren Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer almaktadır.

 

Anayasa kişilerin zenginliğine ya da konumuna ilişkin hiçbir ayırım yapmaz;  hepsi kanun önünde eşittirler ve yasaları ihlal ettiklerinde eşit olarak yargılanır ve cezalandırılırlar. Aynı uygulama mülkiyete, yasal anlaşmalara ve ticari düzenlemelere ilişkin hukuksal anlaşmazlıklar için de geçerlidir.  Mahkemelerin açık olması da Temel Haklarla İlgili İlk Ek’te yazılı yaşamsal güvencelerden biridir.

 

“... İç Dirliği Güvence Altına Almak İçin”

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin fırtınalı doğumu ve Amerika’nın batı bölgesindeki istikrarsız koşullar, Amerikalıların yeni ulusun büyümesine ve gönence erişmesine yol açılması  için iç istikrar gerektiğine inanmalarını sağladı. Anayasa tarafından yaratılan federal hükümet, eyaletleri dıştan  işgale ve içte de çatışma ve şiddete karşı koruyabilmek için  yeterince güçlü olmalıydı. Anakara’daki Amerika Birleşik Devletleri’nin hiçbir bölümü 1815’ten beri işgale uğramamıştır. Eyalet hükümetleri genellikle kendi sınırları içinde düzeni sağlayabilecek kadar güçlü olmuştur. Fakat, federal hükümetin korkunç gücü onların arkasındadır ve barışı korumak için gerekli önlemleri almada anayasal yetkiye sahiptir. 

 

“... Ortak Savunmayı Sağlamak İçin”

 

Yeni ulus, bağımsızlığını sağlamış olmakla birlikte çok yandan gelebilecek gerçek tehlikelerle karşı karşıyaydı. Batı bölgesinde düşman Kızılderili kabilelerinin sürekli tehdidi vardı.  Kuzeyde, doğu eyaletleri intikam duyguları taşımakta olan  Amerikan Muhafazakarları’yla dolu bulunan Kanada’nın sahibi hala İngiltere’ydi. Anakaranın orta batısındaki geniş Louisiana Toprakları Fransızlara aitti. Güneyde İspanyollar Florida, Texas ve Mexico’yu ellerinde bulunduruyorlardı. Her üç Avrupa gücünün Antiller Denizi’nde Amerika kıyılarına saldırılabilecek kadar yakın sömürgeleri vardı.  Buna ek olarak, Avrupa ulusları Yeni Dünya’ya da taşan bir dizi savaşın içindeydi.

 

İlk yıllarda, anayasal “ortak savunma” sağlama amacı, Appalachian Dağları’nın hemen ardındaki toprakları yerleşime açmaya ve bölgede yerleşmiş bulunan Kızılderililerle barış görüşmelerine girişmeye odaklanmıştı. Ancak kısa bir süre sonra, 1812’de İngiltere ile savaş çıkması ve 1846’da Florida’da İspanyollarla çatışmaların ve Meksika ile savaşın başlaması, askeri gücün önemini vurguladı.

 

Amerika’nın ekonomik ve siyasal gücü arttıkça savunma gücü de büyüdü. Anayasa savunma sorumluluğunu yasama ve yürütme organları arasında paylaştırmıştır: Savaş ilan etme gücüne ve savunma için ödenek ayırma yetkisine sadece Kongre sahiptir; buna karşın başkan silahlı kuvvetlerin baş komutanıdır ve ülkenin savunulmasında temel sorumluluğu taşır.

   

“... Genel Gönenci Sağlamak İçin”

 

Devrimin sonunda Amerika Birleşik Devletleri ekonomik açıdan güç durumdaydı. Kaynakları kurutulmuştu, borç alma gücü azdı ve kağıt parası hemen hemen değersizdi.  Ticaret ve endüstri neredeyse durmuştu ve hem eyaletler hem de Konfederasyon hükümeti borca batmıştı. Halk açlık tehlikesiyle karşı karşıya değildi, ancak ekonomik kalkınma olasılıkları gerçekten pek azdı.

 

Yeni ulusal hükümetin karşı karşıya olduğu ilk görevlerden biri ekonomide sağlıklı bir gelişme başlatmaktı.

 

Anayasa’nın birinci maddesine göre:

 

Kongre, vergi koymak ve toplamak... borçları ödemek ve Amerika Birleşik Devletleri’nin genel gönencini sağlamak yetkisine sahip olacaktır...

 

Verginin gücü, hükümetin savaş borçlarını ödemesini ve parasını daha sağlam temellere oturtmasını sağladı. Ulusun mali konularıyla ilgilenmesi için bir maliye bakanı ve başka uluslarla ilişkileri yürütmek üzere bir dışişleri bakanı atandı. Ayrıca bir savaş bakanı ile bir adalet bakanının da ataması yapıldı. Daha sonraları, ülke genişleyip ekonomi daha karmaşık hale gelince halkın gönencinin sağlanması için yeni yürütme kurumları yaratılması gerekti.

 

“... Kendimizin ve Gelecek Kuşakların Özgürlük Nimetini Güvence Altına Almak İçin”

 

Kişisel özgürlüğe verilen önem, yeni Amerikan cumhuriyetinin belli başlı özelliklerinden biridir.  Çoğunluğu siyasal ve dinsel baskıların olduğu yerlerden gelen Amerikalılar, Yeni Dünya’da özgürlükleri güvence altına almakta kararlıydılar. Anayasa’nın yapımcıları, federal hükümete yetki verirken, hem ulusal hem de eyalet hükümetlerinin gücünü sınırlayarak tüm halkın haklarını koruma konusunda dikkatli davrandılar. Amerikalılar, bunun sonucu olarak, bir yerden ötekine gitmekte, işleri, dinleri ve siyasal inançları  konusunda kendileri karar vermekte ve  bu haklarına dokunulduğunu düşündükleri zaman adalet ve korunma için mahkemelere baş vurmakta özgürdürler.

   

İLK BAŞKAN

 

Kurucu Meclis’in toplanması için yeterli sayıda delege Philadelphia’ya gelince George Washington oybirliğiyle başkanlığa seçildi.  Deneyimsizliğini ileri sürerek bu onuru isteksizce kabul etti. Konuşmasında ilk sözleri üyelerin onur ve idealizmine yönelik oldu:  “Akıllı ve namuslu kişilerin kullanabileceği bir standard yaratalım.”

 

Başkan olarak Washington, kararlı, kibar ama sakindi; toplantının son gününe değin görüşmelere katılmadı. Maddi ve manevi yönden o denli etkileyici oldu ki, bir delege “Washington, karşısında hayranlık  duyduğum tek kişidir” demişti. 

 

Washington’un güçlü bir Birlik’i desteklemesinin kökleri, Amerikan Devrimi sırasında Kıta Ordusu’nun başkomutanlığını yaptığı  sırasında edindiği deneyime dayanıyordu. New Jersey’li birliklerini Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlılık yemini etmeye iknaya çalıştığını anımsıyordu. Bu çabalarına, “Bizim ülkemiz New Jersey’dir” diyerek karşı çıkmışlardı. Toplantılara ara verildiği bir sırada Washington, eyaletlerin genel amaca katkıda bulunmaktan çekinmeleri yüzünden birlikleriyle beraber zor bir kış geçirmiş oldukları, Pennsylvania’daki Valley Forge devrim savaşı alanına geri döndü.

 

Toplantı sona erip onaylama süreci başladığı zaman Washington suskunluğuna son verdi ve doğduğu eyalet olan Virginia’daki çok sayıda muhalifin tutumlarını değiştirmeye ikna edilmesine katkıda bulunarak anayasaya güçlü destek sağladı. Eleştirmenlerin, daha sonra Anayasa’ya Temel Haklarla İlgili İlk Ek’e dönüşen, bir Haklar Bildirgesi ortaya koymadaki etkinliklerini anladı. Aynı zamanda, Federalist Yazılar’da Anayasa’yı destekledikleri için James  Madison ve Alexander Hamilton’u  övdü ve onlar hakkında  “hükümet bilimine yeni bir ışık saçtılar; insanın haklarını eksiksiz ve adil bir biçimde tartıştılar ve bu hakları kalıcı bir izlenim yaratacak şekilde açık ve etkin olarak anlattılar” diye yazdı.

 

ANAYASA’YA TEMEL HAKLARLA İLGİLİ İLK EK

 

1’inci değişiklik - Kongre, bir din kuran ya da bir dinin gereklerinin özgürce yerine getirilmesini yasaklayan, söz ve basın özgürlüğü ile, vatandaşların şikayetlerini hükümete bildirmek için dilekçe verme haklarını ve barışçıl toplanmalarını kısıtlayan hiçbir yasa çıkaramaz.

 

2’nci değişiklik -   Özgür bir devletin güvenliği için iyi düzenlenmiş bir milis örgütü gerekli olduğundan, halkın silah bulundurma ve taşıma hakkı ihlal edilemez.

 

3’üncü değişiklik - Hiçbir asker, barışta hiçbir zaman, savaşta ise yasaların öngördüğü kuralların dışında, sahibinin rızası olmaksızın, herhangi bir eve yerleştirilemez.

 

4’üncü değişiklik - Vatandaşların kendilerinin, evlerinin, belgelerinin ve eşyalarının bir neden olmadan aranması ve el konulmasına ilişkin hakları ihlal edilemez ve arama izninin makul bir nedene dayanması, yemin ve beyanlarla desteklenmesi, arama yapılacak yerin ve el konulacak belgeler ya da kişilerin özellikle belirlenmesi gerekir.

 

5’inci değişiklik - Hiç kimse, ihbar olmadıkça ya da büyük jüri tarafından suçlanmadıkça, ağır bir suçlamaya ya da haysiyet kırıcı bir ithama yanıt vermekle yükümlü değildir; savaş zamanında ya da genel tehlike anında ya da kara ve deniz ordularında, milis örgütünde görev yapıldığı sırada ortaya çıkacak durumlar bu hükmün dışındadır; hiç kimsenin yaşamı ya da beden bütünlüğü aynı suç nedeniyle iki kez tehlikeye atılamaz; hiç kimse, herhangi bir ceza davasında kendi aleyhinde tanıklığa zorlanamayacağı gibi yasal bir yöntem izlenmeden yaşamından, özgürlüğünden ya da mülkünden yoksun bırakılamaz; özel mülkiyetteki hiçbir şey, tam bedeli ödenmeden, kamu hizmeti için kullanılamaz.

 

6’ncı değişiklik - Tüm ceza kovuşturmalarında, sanık, suçun işlendiği eyaletin ya da yasayla önceden belirlenmiş bir yargı çevresini içeren bölgenin tarafsız bir jürisi tarafından, gecikmeden ve kamuya açık biçimde yargılanmak, suçlamanın niteliğinin ve nedeninin kendisine bildirilmesini istemek, aleyhindeki tanıklarla yüzleştirilmek, lehindeki tanıkların uyulması zorunlu yasal yollarla getirilmesini ve savunması için bir avukatın yardımının sağlanmasını istemek hakkına sahiptir.

 

7’nci değişiklik - Örf  ve adet hukuku kuralları uygunsa, değeri yirmi doları aşan anlaşmazlıklarda jüri tarafından yargılanmak hakkı saklıdır ve jürinin aldığı karar, örf ve adet hukuku kurallarına göre olanaksız ise, Amerika Birleşik Devletleri’nin hiçbir mahkemesince yeniden incelenemez.

 

8’inci değişiklik - Gereğinden fazla bir kefalet istenemeyeceği gibi ne aşırı para cezası yüklenebilir ne de acımasız ya da olağan dışı cezalar verilebilir.

 

9’uncu değişiklik  -  Bu Anayasa’da belirli hakların sayılması, halkın sahip olduğu diğer hakların reddedileceği ya da önemsenmeyeceği  şeklinde yorumlanamaz.

 

10’uncu değişiklik -  Bu Anayasa ile Amerika Birleşik Devletleri’ne verilmeyen ya da eyaletlere yasaklanmayan yetkiler, sırasıyla eyaletlere ya da halka aittir.

 

KÖLELİK KONUSUNDAKİ TARTIŞMALAR

 

A.B.D. Anayasası’nda “kölelik” sözcüğü bulunmamakla birlikte, anılan  belgede bu kuruma dolaylı yoldan izin verildi. Kurucu Meclis toplantısına katılan delegeler, her eyaletten Temsilciler Meclisi’ne seçilecek üye sayısı saptanırken, kölelerin beşte üçünün de sayılmasını kararlaştırdılar. Anayasa’da, eyalet sınırlarını geçen kaçak kölelerin (“Hizmette ya da işçilikte kullanılan kişiler”) sahiplerine iade edilmesinin gerektiği  hükmü getirildi.  Ayrıca, Kongre’nin köle ticaretini (“şu anda mevcut Eyaletlerden her birince getirilmesi uygun görülecek kişilerin göçmenliği ya da ithali”) sona erdirmesinin, 1808 yılından sonra, engellenemeyeceği hükme bağlandı.

 

Toplantıda, yukarıdaki hükümlerin her biri üzerinde büyük tartışmalar oldu ve sonuçta bu hükümler bir uzlaşma havası içinde kabul edildi. Kölelik karşısındaki kuzeyli toplumun Alexander Hamilton gibi temsilcileri bile, böyle bir çabanın eyaletler arasında geri dönülemez ayrılıklar yaratacağını ve, daha ivedi olan,  güçlü bir ulusal hükümet kurulması amacını tehlikeye atacağını ileri sürerek, konu üzerinde ısrar edilmesine karşı çıktılar. Kölelikten nefret eden, ama Birlik kesinleştikten sonra bu sorunun yok olacağına inanan, George Washington ve James Madison gibi ünlü güneyliler de bir uzlaşmaya varılmasını istediler. 

 

Buna karşın, sorunun ahlaki yönü toplantılarda birkaç kez güçlü bir biçimde ortaya atıldı.  Pennsylvania temsilcisi Guoverneur Morris, “aşağılık bir kurum ve egemen olduğu eyaletlere tanrının laneti” diyerek köleliği kınadı. Özgür bölgelerdeki gönenç ve insan onuru ile  köle kullanılan eyaletlerdeki “sefalet ve yoksulluğun” birbirinin karşıtı olduğunu ileri sürdü.